Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu'nun, Gezi Parkı davası hükümlüsü Tayfun Kahraman hakkında 2 Nisan 2026 tarihinde oy birliğiyle aldığı "ikinci ihlal ve yeniden yargılama" kararının gerekçesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Yüksek Mahkeme yayımlanan gerekçede, yerel mahkemelerin AYM kararlarının bağlayıcılığını sorgulama veya kararlara direnme yetkisinin bulunmadığına dikkat çekti.
"Başvuru Beklenmeden Yargılama Başlatılmalı"
Resmi Gazete’de yer alan kararda, hak ihlallerinin ortadan kaldırılması amacıyla dosyanın gönderildiği İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, taraflardan yeni bir başvuru gelmesini beklemeden süreci re'sen başlatması gerektiği belirtildi. Derece mahkemesinin ek bir karar almasına gerek kalmadan doğrudan harekete geçmekle yükümlü olduğu ifade edildi.
"İlk Derece Mahkemesinin Takdir Yetkisi Yoktur"
6216 sayılı Kanun’un 50. maddesine atıfta bulunulan gerekçede, Anayasa Mahkemesi’nin ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğini açıkça belirttiği durumlarda, ilk derece mahkemelerinin veya kamu organlarının kararın zorundalığını ya da yerindeliğini takdir etme yetkisinin bulunmadığı aktarıldı. Mahkemelerin asil görevinin kararın uygunluğunu tartışmak değil, usul hukuku çerçevesinde yargısal işlemleri derhal başlatmak olduğu kaydedildi.
"Yargı Kararlarının Uygulanmaması Hukuk Devletini İşlemden Çıkarır"
Gerekçeli kararda yerel mahkemenin, AYM'yi "yetki gasbı" ile suçlamasına da yanıt verildi. Bir derece mahkemesinin Anayasa Mahkemesi’ni yetki aşılamasıyla itham etmesinin anayasal düzende kabul edilemez olduğu vurgulanarak şu değerlendirmelere yer verildi:
"Anayasa'ya göre yargı mercileri, Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkisini aştığından bahisle kararların bağlayıcılığını sorgulama veya uygulamama yetkisine sahip değildir. Kararların uygulanmaması, kaçınılmaz bir şekilde hukuk sistemini kaosa sürükler. Yargı kararlarının zamanında yerine getirilmemesi hukuk devletinin varlığıyla bağdaşmaz."
Sonuç bölümünde, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeniden yargılama işlemlerini başlatmasının hem yasal hem de anayasal bir zorunluluk olduğu yinelendi.