HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var ne de birilerinin bizleri meşru görmek için ya da meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Meşruluğumuz haklılığımızdadır. Yerimiz meydanlardadır, halkın içindedir, halkla birliktedir. Alternatif üretmeden, bu alternatifi halka inandırıcı bir şekilde aktarmadan, halkın buna ikna olmasını sağlamadan bu iktidarı da gönderemezsiniz, bu düzeni de değiştiremezsiniz. Biz, her ikisini birlikte yapacağız” dedi.
Mithat Sancar, bugün partisinin TBMM`deki grup toplantısında konuştu. Sancar, özetle şunları söyledi:
“İNSAN HAKLARI, ADALET, HAK İÇİN MÜCADELE EDEN BÜTÜN AVUKATLARIN GÜNÜNÜ KUTLUYORUM: Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Savunma adaletin temelidir. Bunu biliyoruz ama savunmaya yönelik baskıların adaleti çökertme politikalarının sonucu olarak her geçen gün daha da ağırlaştığını biliyoruz. Buradan, insan hakları, adalet, hak için mücadele eden bütün avukatların gününü kutluyorum.
BU İKTİDAR HALKA DEĞİL SERMAYEYE, BU ÜLKEYE DEĞİL YANDAŞLARA, RANTA, SÖMÜRÜYE AYIRIYOR KAYNAKLARI: Ülke yangın yeri. Bir perişanlık, bir sefalet kol geziyor bu ülkede. Büyük bir krizin içine sürüklenmiş bu ülke ve insanlarımızın, yüzde 90`ı yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşıyor. Bu tablo, iktidarın politikalarının bilinçli bir sonucudur. Bunu hep söylüyoruz. Çünkü bu iktidar halka değil sermayeye, bu ülkeye değil yandaşlara, ranta, sömürüye ayırıyor kaynakları. O nedenle ülkede de yoksulluk, açlık, sefalet kol geziyor.
ENFLASYON HALKIN EZİLMESİ DEMEKTİR: Enflasyon rakamları açıklandı. Son 20 yılın en yüksek rakamları ama pek çok açıdan rekorlar var. Onların hepsini ayrı ayrı saymayacağım. Enflasyonun ne demek olduğunu hepimiz ancak yaşayarak öğrenebiliyoruz. Sadece rakamlardan ibaret değildir enflasyon. Enflasyon, aynı zamanda bizzat hayatın içinde yaşadığımız acı bir gerçekliktir. Dünya sıralamasında ikinci durumda Türkiye, yüksek enflasyonda. Enflasyon ne demektir? Enflasyon, halkın ezilmesi demektir. Zamların üst üste gelmesi demektir. Bakın hangi ürünlere, hangi kalemlere ne zamlar geldi. Üstelik tabii bu açıklanan enflasyon rakamları, iktidarın kontrolünde ve manipüle ettiği bir kurumun rakamları, yani Türkiye İstatistik Kurumu`nun rakamları. Yüze 61`in üzerinde gösteriyor enflasyonu Türkiye İstatistik Kurumu ama Enflasyon Araştırma Grubu adı altında çalışma yürüten değerli akademisyenler, bu oranın yüzde 40`ların üzerinde olduğunu söylüyorlar. Yani üç haneli enflasyona ulaşmış durumdayız. Yani yoksulluk ve açlık üç kat daha derinleşmiştir. Üstelik bu iktidar, yıl sonu enflasyon öngörüsünü yüzde 22 civarında açıklamıştır. İlk ayda bunu geride bırakmış oldu.
EMEKLİYE YÜZDE 25, MEMURA YÜZDE 30, ASGARİ ÜCRETE YÜZDE 50 ZAM YAPILDI AMA BUNLARIN HEPSİ İLK ÜÇ AYDA ERİDİ GİTTİ: Nereye gidiyor bu paralar? Hep söylüyoruz, bu ülkenin kaynakları var. Bu ülkenin zenginlikleri var. Bu ülkede adil, refah içinde bir yaşam sürek için imkanlar var ama bunların nasıl kullanıldığı sonucu belirliyor. Bu iktidar, bu kaynakları talana, ranta, sömürüye, savaşa ayırıyor. O nedenle de ülkede büyük bir çoğunluğu yoksullaştırıyor, küçük bir azınlığı durmadan zenginleştiriyor. Ortada çetelere, ortada bir avuç sermayedara peşkeş çekilen kaynaklar var. Ve ortada büyük bir gerçeklik, bunun sonucu olarak ortaya çıkan acı bir gerçeklik var. İşte zamların oranları; doğal gaza yüzde 100`ün üzerinde zam geldi bu süre içinde. Elektrikte aynı şekilde zamlandı. Akaryakıta, mazota, benzine yüzde 200`ün üzerinde zam yapıldı. Ayçiçeği yağı, un, şeker, ilaç, ulaşım, diğer gıdalara en az yüzde 100 zam geldi bu süre içinde. Emekliye yüzde 25, memura yüzde 30, asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı ama bunların hepsi ilk üç ayda eridi gitti. Böylece böbürlene böbürlene ilan ettikleri o zam rakamlarının tamamı bugün bu insanlarımızın, emekçilerimizin, dar gelirlimizin, emeklimizin cebinden uçtu gitti. Geriye kalan yoksulluk, geriye kalan yokluk ve sefalettir.
MİLLETİN AŞINA, EKMEĞİNE, GEÇİMİNE GÖZ DİKENLERDEN MUTLAKA HESAP SORACAĞIZ: Asgari ücretin yeniden düzenlenmesini talep ediyoruz. Bu konuda kanun teklifi de veriyoruz. Ve diyoruz ki ‘Üç ayda bir yenilenmelidir. Üç ayda bir enflasyona göre yeniden ayarlanmalıdır asgari ücret`. Sadece asgari ücret değil bütün ücretler için de bu geçerli olmalıdır. Oysa iktidar, asgari ücretin artırılması konusunda çelişkili açıklamalarla şaşkınlık içinde ne yapacağını, halka ne anlatacağını bilemez şekilde hareket ediyor. Bir bakıyorsunuz, ‘Yakında asgari ücrete zam yapılacak` diyen bir bakan çıkıyor, sonra ardından AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı bunu yalanlıyor. Yani ‘Asgari ücrete ancak aralık ayında zam yapabiliriz` diyor. Şimdi kendisinin bir sözünü aktaracağım. Yani kendisinin olmadığını söylesem, belki onun sözü olduğunu tahmin etmeniz zor olacaktı ama peşinen söyleyelim. Erdoğan`ın sözü şu; ‘Vicdansızlık yaparak milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenleri acımayacağız`. Kim bunlar? Esnaf mı? Küçük üretici mi? Emekçi mi? Emekli mi? Kim bunlar? Milletin aşına, ekmeğine göz dikenler, geçimine göz dikenler kimler? Bu iktidardır. Biz de buradan ilan ediyoruz. Milletin aşına, ekmeğine, geçimine göz dikenlerden mutlaka hesap soracağız. Ve bunun sorumlusunun da kim olduğunu bu ülke, bu halk biliyor.
ENFLASYON ÜÇ HANELİ; ADALET SIFIR, HUKUK SIFIR, DEMOKRASİ SIFIR: Üç haneli enflasyonun gerçek nedenlerini biliyoruz biz. Saydım. Ekleyeyim başka nedenleri. Sıfır demokrasi, sıfır hukuk, sıfır adalet. Bütün o talan, bütün o savaş, rant politikalarının yanına bir de demokrasiyi rafa kaldırmak, hukuku yok etmek, adaleti tamamen ezmek bu düzenin, bu soygunun, bu sefalet tablosunun nedenleridir. Enflasyon üç haneli; adalet sıfır, hukuk sıfır, demokrasi sıfır. İşte biz, bu denklemi tersine çevireceğiz. Bu denklemi tersine çevirdiğimiz de bu ülkeye adaleti de bu ülkeye refahı da eşitliği de barış içinde ortak yaşamı da getireceğiz. Bunu getirmek için inancımız da var, gücümüz de var, kararlılığımız da var. Bu yol, üçüncü yoldur. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak olan yoldur. Bu ülkeye gerçek alternatifi sunan yoldur. Bu yol, bizim yolumuzdur. Adalet yoludur. Demokrasi yoludur. Barış yoludur. Özgürlük yoludur. HDP üçüncü yolu büyüttükçe; demokrasi güçleriyle, ezilenlerle, emekçilerle birlikte yürüyüşünü güçlendirdikçe bu ülkenin, bu karanlık tünelin ufkunda, ucunda aydınlığın olduğunu hepimiz daha iyi görmeyi başaracağız. Başarıyoruz.
BİZİM NE KİMSENİN LÜTFEDECEĞİ BİR MASADA KÜRSÜYE NE DE BİRİLERİNİN BİZLERİ MEŞRU GÖRME KONUSUNDA SÖZLERİNE İHTİYACIMIZ VAR: HDP, halkın içindedir. HDP, halkla birliktedir. HDP, halk için çalışmaktadır. Ve bu çalışmaların sonucunu da büyük bir demokrasi ittifakını inşa ederek mutlaka alacaktır. Bizim ne kimsenin lütfedeceği bir masada kürsüye ihtiyacımız var ne de birilerinin bizleri meşru görmek için ya da meşru görme konusunda sözlerine ihtiyacımız var. Meşruluğumuz haklılığımızdadır. Yerimiz meydanlardadır, halkın içindedir, halkla birliktedir.
ALTERNATİF ÜRETMEDEN BU İKTİDARI DA GÖNDEREMEZSİNİZ: Alternatif üretmeden, bu alternatifi halka inandırıcı bir şekilde aktarmadan, halkın buna ikna olmasını sağlamadan bu iktidarı da gönderemezsiniz, bu düzeni de değiştiremezsiniz. Biz, her ikisini birlikte yapacağız.
KİMLER, HANGİ GÜÇLER BU DAVANIN ARKASINDA BİLİYORUZ: Bakın, çeşitli kumpaslarla bizi yolumuzdan alıkoymaya çalışıyorlar. Sincan`da Kobani kumpas davası sürüyor… Zaten en başta mahkemenin heyet başkanın bir çete üyesi olarak soruşturmaya tabi tutulması, gözaltına alınması, davanın kumpas olduğunun en açık kanıtıdır. Kimler, hangi güçler bu davanın arkasında biliyoruz. Bildiğimiz için de en ufak bir tereddüt yaşamadan, dimdik, arkadaşlarımızla birlikte hakkı, adaleti ve demokratik geleceği savunmaya devam ediyoruz. Mahkeme salonunda yoldaşlarımız her gün bu kumpasları hem mahkeme heyetinin hem onların arkasındaki güçlerin yüzüne çarpıyorlar hem de halka ulaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Belki bizim eksiğimizdir. Belki yeterince kanal yaratamıyor olabiliriz, arkadaşlarımızın sesini bu ülkenin bütün insanlarına ulaştırmak için.
YOLLARIN TAMAMI KAPATILIRSA YENİ YOLLAR İNŞA EDECEĞİZ, ETMEK ZORUNDAYIZ: Medya kontrol altında, iktidar her şeyi kontrol ediyor. Seslerimizi kısmak için her türlü yolu deniyor ama yine de yol bulmak zorundayız. Orada her gün adalet adına, barış adına, hak adına, hukuk adına, demokrasi adına söylenen sözleri tarih yazıyor. Ama bizler, bu sözleri en geniş kesimlere ulaştırmakla yükümlüyüz. Bu yükümlülüğümüzü yeterince yerine getiremiyorsak arkadaşlarımıza karşı buradan özeleştiri veriyoruz. Ama uğraşacağız, çabalayacağız, yol yaratacağız. Yolların tamamı kapatılırsa yeni yollar inşa edeceğiz, etmek zorundayız. Sahte belgeler, sahte gizli tanıklar, savunma hakkının kısıtlanması, mahkemeye gidiş gelişlerdeki işkenceler, yaşanan hukuksuzlar, hepsi bu davanın kumpas davası olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ne yapacaklarını gerçekten şaşırmış durumdalar. Hangi yolu deneyeceklerini bilemez hale gelmişler. O nedenle tek yolda ilerliyorlar. Pişkinlik, yüzsüzlük ve tabi bunların ortak paydası vicdansızlık. Yolu bu şekilde gidebileceklerini sanan çok zalim çıktı tarihte, geçmişte, başka ülkelerde, bu topraklarda ama direnenler hep kazandı.
MAHKEME BAŞKANI SÜREKLİ TANIKLARI YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞIYOR: Mahkeme, davanın seyrini değiştirmek için zorlama yöntemlerle daha önce belirlediği müştekileri arıyor. Davaya katılmalarını talep ediyor… 6-8 Ekim 2014`te şüpheli olarak ifadeleri alınanların ifadeleri şimdi tanık olarak dosyaya konuyor ve onlar da bu ifadeleri reddediyorlar. Bizzat kendilerinin, bu mahkeme heyetinin ve arkasındaki güçlerin tanık olarak duruşmada konuşturdukları kişiler, bu tanıklığı reddediyor. Kendilerine manipülasyonlarla söyletilmek istenen sözleri söylemiyorlar. Bu kadar baskı ve zulüm varken bu insanlar bu ifadeleri vermeyi kabul etmiyorlar… Mahkeme başkanı, sürekli tanıkları yönlendirmeye çalışıyor... Bu mahkeme heyetinin başında yer alan kişi, uzun süre duruşmaların seyrini belirledi. Kimdi bu; Bahtiyar Çolak. 23 Mart tarihinde kendilerini derin devletin ticari istihbarat ayağı olarak adlandıran Atadedeler suç örgütüne düzenlenen operasyon kapsamında gözaltına alındı. Böylece bu davanın heyetlerinin de nasıl belirlendiğini, bizzat bu sistem gizleyemez hale geldi. Yani sistemin kendisi de kumpası gizleyemez durumdadır. Böyle bir mahkemeden adalet nasıl beklenir?
BU İKTİDARIN ÇİZDİĞİ OYUN SAHASININ İÇİNDE KALMAYA DEVAM EDERSENİZ ALTERNATİF OLDUĞUNUZA BU HALKI İNANDIRAMAZSINIZ: Bu iktidar bütün bunları yapıyor ama doğrusunu isterseniz diğer muhalefet partilerinin de bu iktidarın yaptıkları karşısında söyledikleri pek anlamlı bir söz duyamıyoruz. Bunca açık bir kumpas davası, bu kadar büyük adaletsizlik, bu kadar büyük hile, yalan, dolan ve fakat geleceğe adalet vaadiyle yola çıktıklarını iddia eden muhalefet partilerinden de diğer muhalefet partilerinden de anlamlı bir söz, ciddi bir tepki duymadığımız gibi HDP`yi kriminalize etmeye yönelik bazı fısıltılar veya bazı laflar duyabiliyoruz… Bir ülkede bu kadar adaletsizlik, soygun, yalan, talan, savaş varken halka umut verebilmeniz için cesur, tutarlı, samimi olmanız lazım. Eğer bunu yapmazsanız, bu iktidarın çizdiği oyun sahasının içinde kalmaya devam ederseniz alternatif olduğunuza bu halkı inandıramazsınız. Alternatif, gerçekten barış, güçlü demokrasi, adalet, büyük barış isteyen HDP`dedir.
MUHALEFET PARTİLERİNE ÇAĞRI: Eğer bu iktidarın alternatifi olmak istiyorsanız, bu iktidarın zihniyetinden uzaklaşmak zorundasınız. Eğer gerçekten bu ülkeye demokrasi, barış, adalet getirmek istiyorsak iktidarın çizdiği oyun sahasının içinde kalmayacaksınız. Kalırsanız alternatif değil makyajlı, uzatmalı, yeni görünümlü eski düzenden başka bir yere çıkmaz bu yol. Bu ülkenin böyle zaman kaybetmeye tahammülü kalmış durumda değil. Bu ülkede yıkım, zulüm, adaletsizlik almış başına gidiyor. Hiçbirimizin ve hiç kimsenin bunun karşısında öyle oyunlarla, kuru sözlerle, boş mesajlarla vakit geçirmeye hakkı yok.
BİZ BU SAVAŞIN ANCAK HALKLARIN ORTAK BARIŞ MÜCADELESİYLE VE HALKLARIN HAKLARI TESLİM EDİLEREK SONA EREBİLECEĞİNİ BİLİYORUZ: Savaş yıkımdır, bunu biliyoruz. Her geçen gün fotoğraflar çıkıyor. Savaş acıdır, bunu biliyoruz ama yıkım ve acı esas olarak halklar içindir. Muktedirler için değildir. Bir avuç savaş baronunun buradan nasıl nemalandığını da biliyoruz. Biz, o nedenle barışı her yerde ve her şart altında savunmayı varlık nedenimiz olarak görüyoruz… Fakat bu iktidar, şimdi Ukrayna işgali ile başlayan ve yıkımlarla devam eden savaşta barışı kuracak aktör, arabulucu rolünü üstlenmek için uğraşıyor. Ama nasıl inandırıcı olsun? Ülkede savaş politikalarına sarılan, bölgede savaş ve işgal politikaları yürüten bu iktidarın nasıl bu savaşta barışı sağlayacağına inansın insanlar? Biz uyarıyoruz. Bakın, Dolmabahçe`de buluşma oldu ve yandaş gazeteciler ‘Dolmabahçe umut yarattı` diye manşetler attılar. Oysa Dolmabahçe`nin umut yarattığı başka bir örnek var. 2015 Şubatı`nda, 28 Şubatı`nda Dolmabahçe mutabakatı var. Orada da barış umutları yeşermişti. Ama onları yok eden bu iktidar oldu. Üstelik bunu yok etmekle kalmadı, en ağır savaş politikalarına başvurdu. O savaş politikalarının yarattığı yıkım ortada. Ülkenin geldiği bu çöküş tablosunun en önemli sebebi de bu savaş politikalarıdır. Böyle savaş politikaları yürüten bir iktidarın şimdi barış güvercini rolünü oynaması inandırıcı değildir. Elbette barış olsun. Elbette Ukrayna`da devam eden savaş bitsin. Ama biz, bu savaşın ancak halkların ortak barış mücadelesiyle ve halkların hakları teslim edilerek sona erebileceğini biliyoruz.”