Siyasette Toz Yutmadan Gelenler…
Ön Seçim Mecburiyeti
Siyasetin en büyük yanılgısı, emek vermeden gelenin sadakat göstereceğini sanmaktır.
Partinin tozunu yutmamış birini İl Başkanı yaparsınız;
ilk fırsatta yıllarını vermiş partilileri gözden çıkarır.
Örgütün içinden gelmeyeni Meclis Üyesi yaparsınız;
günü geldiğinde birlikte yürüdüklerini yarı yolda bırakır.
Siyasi aidiyeti değil, kişisel kariyeri önceleyen birini Belediye Başkanı yaparsınız;
sadece partisini değil, o partinin liderini de gözünü kırpmadan satar.
Ve eğer bu anlayışla milletvekili listeleri hazırlanırsa…
sonuç artık sadece parti içi bir mesele olmaktan çıkar;
bedelini ülke öder.
Çünkü mesele isim değil, zihniyettir.
Bugün siyasette yaşanan kırılmaların, kopuşların, ani saf değiştirmelerin,
“dün başka, bugün başka” diyen siyasetçilerin temelinde tek bir sorun yatıyor:
Tabanı yok sayan, teşkilatı devre dışı bırakan atama kültürü.
Oysa siyaset, yukarıdan dağıtılan bir unvan değil;
aşağıdan yukarıya inşa edilen bir emektir.
İşte tam da bu yüzden ön seçim bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Ön seçim;
siyaseti kapalı kapılar ardında belirlenen listelerden kurtarır.
Ön seçim;
sadakati, liyakati ve emeği ölçer.
Ön seçim;
“kim kimi tanıyor” değil, “kime güveniliyor” sorusunun cevabını verir.
En önemlisi de ön seçim,
partiyi kariyer basamağı görenlerle,
partiyi dava bilenleri birbirinden ayırır.
Unutulmamalıdır ki;
örgütün içinden süzülerek gelen bir isim,
sadece bir göreve değil, bir sorumluluğa talip olur.
Ama dışarıdan, masa başında yazılan listelerle gelenler için siyaset;
çoğu zaman sadece bir koltuktur.
Ve koltuk için gelen, koltuk için gider.
Eğer gerçekten güçlü bir parti, tutarlı bir siyaset ve güven veren kadrolar isteniyorsa;
bunun yolu bellidir:
Ne dar kadroların tercihi,
ne de günü kurtaran hesaplar…
Tek yol, tabanın iradesidir.
Tek yol, ön seçimdir.
Çünkü o tozu yutmayanlar değil,
o tozun içinde yoğrulanlar taşır bu davayı.
Nokta…