İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, terör örgütü elebaşı Öcalan'ın kamuoyu ile paylaşılan metnine işaret ederek, "Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir. Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir. Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz" dedi. Dervişoğlu, "Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini kabul etmeyeceğiz" diye konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis'te düzenlenen grup toplantısına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, yaptığı konuşmada şunları kaydetti:
"Yaklaşık bir yıl dokuz aydır, bu menfur sürecin farklı safhalarını konuşuyoruz. Söylenmeyeni söyledik, gizleneni gösterdik, milletimizden kaçırılan her adımı kayda geçirdik. Biz bunu ilk günden, Cumhuriyetimize yönelmiş bir kalkışma olarak tarif etmiştik. Görüyoruz ki, içeriğiyle, usulüyle ve bundan sonrası için açtığı yolla tanımladığımız kalkışma süreci tam olarak karşımızdadır. Bu, Cumhuriyeti 100 yıllık reklam arası görenlerle, 100 yıllık zulüm diye tarif edenlerin ortak metnidir. Bu nasıl bir metindir, bu metnin arkasında kim vardır? Bütün bu hazırlıklar kimin yol göstermesiyle gerçekleştirilmiştir? Bunları zaten süreç başladığından bu yana konuşuyoruz. Biz, Cumhuriyet’e karşı bir kalkışma diye konuya girdiğimizde, bizi paranoya ile itham edenler de vardı. Şimdi size bir metin okuyacağım. Bu metin bana ait cümlelerden oluşmuş bir metin değil. Bu metin İmralı’daki canibaşının, ulakları marifetiyle kamuoyu ile paylaştığı metin. Burada tarif edilen ikinci cumhuriyettir. Bu yasayla kapısı aralanan ikinci cumhuriyettir. Bir devletin sonunu getirip, yeni bir devletin kapısını aralayan bir bakış açısının sonucudur. Bir de yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan’a değil Sevr’e imza atıyorsunuz. Ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Biliyorum… Bizi dinleyen pek çok vatandaşımızın içinden 'Yine söyledik, yine uyardık ama yine yapıyorlar' diye geçiyor. Zaman zaman hissettiğiniz çaresizliği de öfkenizi de görüyorum. Bu duyguyu küçümsemiyorum. Ancak siyaset, başkalarının yaptığı gibi, millete gerçekte olmayan bir kudret hikâyesi anlatmak değildir. Siyaset, hakikati görmek ve ne kadar ağır olursa olsun tek başına da olsa, o hakikat karşısında vazifeyi terk etmemektir.
"ASIL SORUN DEVLETİN ÖNCELİKLERİNİN TERSİNE ÇEVRİLMESİDİR"
Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündeminde birbirinden ayrıymış gibi görünen üç mesele bulunmaktadır. Çocukların suça sürüklenmesine ilişkin bir düzenleme, günlerdir haklarını arayan gazilerimize ilişkin bir düzenleme ve teröristler adına hazırlanan çerçeve yasa denilen teklif. TBMM bu üç teklifi görüşecek. Hani diyorlar ya suça sürüklenen çocuklar, işi o kadar masum hale getirdiler ki, utanmasalar suça sürüklenen teröristlere kanun teklifi hazırlayacaklar. Bunlar birbirinden kopuk üç dosya değildir. Aynı yönetim anlayışının üç ayrı sonucudur. Biri, toplumun kendi evlatlarını yetiştirme ve koruma kapasitesinin çöküşüdür. Diğeri, millet olma ahdinin ve devletin vefa borcunun çöküşüdür. Sonuncusu ise Meclis egemenliğinin çöküşüdür. Türkiye’de devlet, milletin ihtiyaç duyduğu yerlerden çekilmiş, sadece iktidarın ihtiyaç gördüğü yerlere yığılmıştır. Yangında uçak, depremde çadır, salgında maske lazım olduğunda geç gelmesi ya da hiç gelmemesi bundandır. Bu sebepledir ki 25 yaşını kutlayan iktidar, bunca yıldır evlatlarının asıl sorunlarına dönüp bakmamış, sokakları çetelere terk edebilmiş, gazisini dahi park köşelerinde eyleme mecbur bırakmıştır. Asıl sorun, devletin önceliklerinin tersine çevrilmesidir. Aksi olsaydı, 10 sene boyunca toplumu kutuplaştırıp terörize etmezlerdi. 25 sene boyunca adını bile anmadıkları Uğur Mumcu’yu, 17 yıllık Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını şimdi hatırlamazlar, Sinan Ateş cinayetini ise çoktan çözerlerdi. Böyle daha yüzlerce olay göstermektedir ki, devletim diye ahkam kesen çoktur ama devlet görevini sarayın tensibi dışında yerine getiren ise yoktur.
"HUKUK ZEMİNİNE TAŞINAN KİMDİR"
Sorunu tanımlayın diyoruz, geveliyorlar. Süreç nedir diyoruz, 'Terörsüz Türkiye' nakaratı başlıyor. Amaç nedir diyoruz, 'Sorun ve süreç artık hukuk zeminine taşınıyor' diyorlar. Soruyorum, hukuk zeminine taşınan kimdir? Terörist başı mı? Kandil’in terör ağaları mı? Yurtdışındaki narko-terör odakları mı? Yoksa 8000 militan mı? Peki hangi hukuk zeminine taşınacaktır bunlar? Siyasi partilerin butlan davalarıyla terbiye edildiği; Anayasa’nın da Anayasa Mahkemesi'nin de paspas edildiği zemine mi? Milletin seçtiği belediye başkanlarının tutuklanıp cezaevlerine gönderildiği; muhaliflere ceza hukukunun, terör örgütüne ise imtiyaz hukukunun uygulandığı zemine mi? Mahallerimizin çetelere, evlatlarımızın uyuşturucuya, esnafımızın haraç mafyalarına bırakıldığı zemine mi? Suç işlemenin, temiz kalmaya tercih edilir hale geldiği, milletvekilinin görmediği metne imza attığı, milletin bilmediği yasanın siyasi muhatabının İmralı olduğu hukuk zeminine mi? Sorarım, hangi hukuk zeminidir bu? Hukuk, devletin kimi koruduğudur. Kime hesap sorduğudur ve kimin iradesini esas aldığıdır. Sonunda da kime hesap verdiğidir. Asıl zemin budur. Bugün tartıştığımız şey de bu sebeple bir kanun teklifi değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nde egemenlik yetkisinin kim tarafından ve kim adına kullanıldığını, iktidarın devlet organlarını, kurumlarını, yasalarını, ayrıcalıklarını ne adına, nerede işlettiğidir.
"GÖRMEDİĞİNİZ BİR YASAYA NASIL İMZA ATIYORSUNUZ"
Geçen hafta bu kürsüden sorduk: Milletvekillerinin bilmediği bir metni, İmralı nasıl bilmektedir? Cevap veremediler. Bu hafta daha vahim bir manzarayla karşı karşıyayız. Önlerine bir kâğıt konuyor. Neyin altına imza attıklarını bile bilmiyorlar. Ama şu gün şu saate kadar gidip tıpış tıpış imzalıyorlar. Sonra da kendilerine milletin vekili diyorlar. Millet iradesini size emanet etti. O emanet namustur. Siz, nasıl olur da o kutlu emaneti gidip başkalarına kiraya verirsiniz? Neyi imzaladığını bilmiyor, birisi istedi diye gözü kapalı imza atıyorsun. Bu nasıl bir teslimiyettir? Sizi nasıl rehin aldılar? Akıl bunun neresinde, ahlak bunun neresinde, vicdan bunun neresindedir? Bir milletvekilinin imzası, şahsi onayı değildir. Oy istediği, vaatler, sözler verdiği oyların tecellisidir. Siz, milletin size emanet ettiği iradeyi de başkasına teslim ediyorsunuz. Peki kime ediyorsunuz? Erdoğan’a mı? Hayır, ona bile değil! İmralı’ya teslim ediyorsunuz, İmralı’ya! Dahası da var. İktidarın, TBMM'deki milletvekillerine görmedikleri bir yasayı imzalatmalarının, neye mal olduğunuzun farkında mısınız? Millet iradesinin tecelligahının hükümsüzlüğü üzerinde tepiniyorlar. Burada bile, Meclis'in ruhuyla, cismiyle, düsturuyla kavga veriyorlar. Bu kutlu çatı, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşunun mührüdür. Bu tezgahınızla, Anayasa’da yer bulan büyük bir toplumsal sözleşmeyi, aynı zamanda da milletin egemenliğini ayaklar altına alıyorsunuz. Burası Türk Milleti’nin meclisidir. Siz de onların vekilisiniz. İnsanlık tarihinde, kurtuluş savaşı vermiş tek meclisi, devlet kurmuş tek meclisi, bir cani istiyor diye çiğnetmeyeceğiz. Milletimizin iradesini son ana kadar size hatırlatacak, kirli işbirliklerin karşısında duracağız.
"AİLENİZE BIRAKMAK İSTEDİĞİNİZ MİRAS BU MUDUR"
O vekillere tekrar soruyorum: Siz neye hizmet ediyorsunuz? Neyin vebalini alıyorsunuz? Bu konuda da mı hınk deyicilik yapacaksınız? Hiç birinizin bir şüphesi, bir itirazı yok mudur? Bundan sonra olabileceklere dair bir endişeniz yok mudur? Görmüyor musunuz? Bugün Apoculuk, iktidarınızın makbul siyaset demetine eklenmektedir. Dün suç saydıklarınız, bugün iktidarınızı koruyacak siyasi koalisyonun bir parçasına dönüşmektedir. Biz bunları söylerken, muhatabımız ne müebbetlik terör hükümlüsü, ne de onun ulaklarıdır. Ben, iktidar ve ortağı partilerin vekillerine sesleniyorum: Tüm tarihi ve yasal sorumluluk sizindir. Ailenize evlatlarına bırakmak istediğiniz miras bu mudur? Onların yüzüne nasıl bakacaksınız, onlardan da mı utanmayacaksınız? Bu mudur sizin davanız? Öcalana ulaklık yapmak, Öcalan denen caninin yol haritacılığıyla devlete güzergah belirlemek midir?
"DEVLET AKLI İKTİDARIN SEÇİM KAZANMAK İÇİN ÇALIŞTIRDIĞI REKLAM AJANSI DEĞİLDİR"
Bize bu sürecin, silahların bırakılmasıyla ilgili olduğunu anlatıyorlar. Bize, filin hortumunu tarif edip duruyorlar. Biz ise kendilerine; 'Ortada bir fil var' diyoruz. PKK yalnızca Türkiye sınırları içindeki silahlı unsurlardan ibaret değildir. Suriye’de, Irak’ta ve İran’da farklı isimlerle örgütlenmiş bölgesel bir tehdittir. İran kolu PJAK’ın silahlandığına, PKK mensuplarının, Süleymaniye üzerinden İran sahasına kaydırıldığına dair ciddi bilgiler geliyor. Bölgedeki örgütsel kapasite hareket hâlindeyken, yalnızca Türkiye’deki bir görüntüye bakarak, örgütün tasfiye edildiğini nasıl söyleyebilirsiniz? Türk devleti, bir örgütün bugün verdiği söze göre değil, yarın sahip olabileceği kapasiteye göre hareket eder. Devlet aklı, iktidarın seçim kazanmak için çalıştırdığı reklam ajansı değildir. Devlet, bizden önce yaşayanları, bugün yaşayanları ve bizden sonra yaşayacakları birlikte düşünmek zorundadır. Geçmişte kurulan, şeffaflıktan uzak, kurumsuz ve hesapsız süreçlerin bedelini önce güvenlik güçlerimiz ve sonra bütün milletimiz ödemiştir.
"SANKİ ÖCALAN'LA GÖRÜŞÜNCE EKONOMİ DÜZELECEK"
Yine aynı süreci bütün dertlerimizin devası gibi pazarlıyorlar. Sanki Öcalan’la görüşülünce ekonomi düzelecek. Sanki İmralı memnun edilince sokaklar güvenli olacak. Sanki terör örgütüne mahsus bir hukuk hazırlanınca işsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik sona erecek. Bir de 'Terörün 50 yıllık maliyetinden' söz ediyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapacaktı? Silah sıkanın şantajıyla masaya oturup, maliyet hesabı mı yapacaktı? Teröristin isteklerini karşılayıp, sizin yaptığınızı mı yapacaktı? Terörün maliyeti diyorsunuz ya, biz ona Türk Milletinin fertleri olarak, bedel ve sorumluluk diyoruz. Ekonomiyi yıkan, adalete güveni sarsan, devletin kurumlarını tarumar eden, toplumsal huzuru aşındıran yönetim anlayışınızın maliyeti yanında, sizin o 'maliyet' dediğiniz 50 yıllık sayılar bile devede kulak kalır. Size göre değil ama söyleyeyim: Hiçbir maddi hesap ve maliyet, milli bir namusun ölçüsü olamaz, ikamesi olamaz."
"İKTİDARIN ASIL İSTEDİĞİ BU YASAYI GEÇİRMEK DEĞİLDİR"
Milletvekili görmediği metne imza atıyor. Çocuk, devletin ulaşamadığı yerde çetelerin eline düşüyor. Gazi, uğruna bedel ödediği devleti kapısında bekliyor. İmralı ise milletin bilmediği yasanın onay mercii haline geliyor. Bu düzen hukuka bağlı kalanı cezalandırıyor, fedakârlık yapanı unutuyor, temiz kalmaya çalışanı yalnızlaştırıyor, kan dökene, silahın gölgesinde yeşerene ise imtiyaz vaat ediyor. Bir devletin adaleti, yalnızca verdiği cezalarla değil, kime umut, kime güven ve kime cesaret verdiğiyle ölçülür. Bugün bu ülkede doğru tarafta duran insanlar, kendilerini neden güçsüz ve sahipsiz hissetmektedir? Çünkü iktidarın asıl istediği yalnızca bu yasayı geçirmek değildir. Millete, 'Artık yapacak bir şey yok' dedirtmektir. Bir iktidarın en büyük zaferi, karşısındakileri susturması değil onlara çaresiz olduklarını hissettirmesidir. İşte bunu kabul etmeyeceğiz. Bizim defterimizde, öğrenilmiş çaresizlik yoktur. Bizim defterimizde, umutsuzluk yoktur. Bizim defterimizde güce teslim olmak yoktur!
"İHANETE HAYIR DİYECEĞİZ"
Sayısal çoğunlukları bu yasayı geçirmeye yetebilir. Belki bugün sayımız bu yanlışı durdurmaya yetmeyecektir. Fakat bir kanunu geçirmek, yapılanı haklı kılmaz. Meclis çoğunluğu, milletin vicdanını oylayamaz. Bugün yaşanan budur. Hiçbir çoğunluk Meclis'in namusunu kirletemez. Bir yanlışın kanunlaşması, onu hakikate dönüştürmez. Bugün engelleyemediğimiz bir yanlış da kadermiş deyip geçebileceğimiz bir vazgeçiş olamaz. Biz günlük alkışların değil, uzun mücadelenin insanlarıyız. Umudumuzu tüketmeyecek, sözümüzü ucuzlatmayacak; doğru bildiğimiz yerde dayanacağız. Genel Kurul'a getireceğiniz metnin her maddesini, milletin önünde konuşacağız. Kimi kapsadığını, neye yol açacağını, hangi pazarlığın sonucunda hazırlandığını tek tek anlatacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve ihanete hayır diyeceğiz. Buna destek verenleri, tarihî ve şahsi sorumluluklarıyla karşı karşıya bırakacak, millete şikayet edeceğiz.
"YA AMPÜLLÜ ROZET YA ÇELİK KELEPÇE ŞANTAJINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ"
Bu süreci, türlü cambazlıklarla bu aşamaya getirmiş olabilirler. İlk adım diyorlar ya buna… İşte o ilk adımlarının nereye bastığını göreceğiz. O çukurdan bu millet çıkacak. Bunlarsa, millete ettikleri bu kötülüğün siyasi ve toplumsal sonuçlarında boğulacaklar. İmralı pazarlığına açtıkları bu dönemin siyasi sicilini de asla ve asla temizlemeyecekler. Sömürge valilerinin sufleleri sona erdiğinde, Türk mlilletinin gür sesi kalacak geriye, hesap zamanı diyecek. Aldananlar ve aldatanlar için hesap zamanı. El kazanında aş kaynatanlar için hesap zamanı! Taşıma meşrulukla değirmen döndürenler için hesap zamanı. Görüyoruz ki, biri iktidarını, biri koltuğunu, biri siyasi geleceğini, biri de yıllardır ulaşamadığı hedefe sarayın eliyle ulaşmayı düşünmektedir. Bizim ise Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü, Cumhuriyetin haysiyetini, devletin şerefini ve evlatlarımızın geleceğini korumaktan başka bir derdimiz yoktur. Bizim tek dayanağımız, Türk milletinin azmi ve imanıdır. Ya ampullü rozet, ya çelik kelepçe şantajına boyun eğmeyeceğiz.
"YENİSİNDEN ESKİSİNE BÜTÜN ÇEVRELERİN TESLİM OLDUĞU BÖLÜNME SENARYOSUNU BOZACAĞIZ"
Çerçeve yasa olarak adlandırılan ihanet belgesini kabul etmeyeceğiz. Bu çözüm oyununun piyonu olmayacağız. İmralı ve sarayın ortaklaşarak Meclis'e getirmeye çalıştığı yasanın hesabını Genel Kurul’da da, meydanlarda da tek tek soracağız. İktidarından muhalefetine, yenisinden eskisine, bütün çevrelerin teslim olduğu bölünme senaryosunu bozacağız. Bölücübaşını, terör örgütünü ve yandaşlarını normalleştirmeyeceğiz. Türk milletinin faziletini, muzaffer ordusunun haysiyetini, aziz şehit ve gazilerinin hatırasını korumak için bizim hiçbir dış onaya ihtiyacımız yoktur. Bizim ittifakımız milletin sinesindedir, vakur ve güçlü varlığıyladır. Bu aziz millet tarih boyunca, egemenliğine ve bağımsızlığına zincir vurmaya yeltenenlere itiraz etmiş, her daim bunun kavgasını vermiştir. Baskıya boyun eğmemiş, namerde el açmamış, muktedire şahsiyetini satmamıştır. Bizim ittifakımız işte bu milli ruhladır. Bizim milli hafızamız ve şuurumuz bu ruhtur. Ecdadı ve ruhu ile bu toprağa bağlı hiçbir yurttaş, milli varlığımızın temellerini kundaklayan bu ajandaya rıza göstermeyecektir.
"MÜCADELEMİZ YENİ BAŞLIYOR"
Yasa gelebilir. Genel Kurul’dan geçebilir, çoğunlukları var. Şundan emin olunuz ki bu bir son değil, bir başlangıçtır. O ihanet belgesine oylarıyla evet diyebilirsiniz. Ancak karar, Türk milletinin aklında ve vicdanında hükümsüzdür kalacaktır. Büyük Türk milleti hazır olsun, mücadelemiz yeni başlıyor. Yenilgi, haklı bildiğin yerden çekilmektir. Biz hak bildiğimiz yerden çekilmeyeceğiz. Biz yenilmeyeceğiz. Oy çoğunluğun, hüküm tarihin, son söz de büyük Türk milletinindir."