31 Mayıs 2026 Pazar

22:17   İSTANBUL BAROSU’NDAN ’GEZI’ AÇıKLAMASı: "SEÇME VE SEÇILME HAKKıNı ORTADAN KALDıRMAYA KADAR VARDı!"   21:57   GEZI’NIN YıL DÖNÜMÜNDE TKP BEŞIKTAŞ’TA AÇıKLAMA YAPTı: "SAHTE HESAPLAŞMALARDAN KURTULMALıYıZ"   21:55   GEZI’NIN 13. YıLıNDA TAKSIM’DE AÇıKLAMA: GEZI, SADECE BIR PARK DEĞIL ADALET TALEBIDIR   21:49   TBMM’DE ÖZGÜR ÖZEL’IN BAŞKANLıĞıNDA MYK TOPLANTıSı... ZEYNEL EMRE: YARıNDAN ITIBAREN OLAĞANÜSTÜ KURULTAY IÇIN IMZA TOPLAMAYA BAŞLAYACAĞıZ   10:30   DILEK KAYA İMAMOĞLU’NDAN ANKARA MESAJı: ’ASLA YALNıZ DEĞILDIR!’   21:02   ANKARA’DA TARIHI GÜN! GÜVENPARK’TAN ANıTKABIR’E ON BINLERIN YÜRÜYÜŞÜNDE BARIKATLAR YıKıLDı: ÇELENK KRIZINE ÖZGÜR ÖZEL’DEN FLAŞ HAMLE!   20:46   AVRUPA’DAN ANKARA ÇıKıŞı! ÖZGÜR ÖZEL’E DESTEK VERDILER: ’SINDIRILMEYI REDDEDEN BIR ÜLKENIN SESI...’   18:35   SIYASET KULISLERINI SALLAYAN İDDIA: CHP SEÇIMLERE GIREMEME RISKIYLE KARŞı KARŞıYA! O TARIHE DIKKAT...   17:38   SIYASET ÇALKALANıYOR! ÖZGÜR ÖZEL’DEN MEYDANDA ŞOK SÖZLER: ’BU ERDOĞAN ILE MILLETIN MESELESIDIR!’   16:48   CHP GENEL MERKEZI’NDE DEPREM ETKISI: KEMAL KıLıÇDAROĞLU ’HELALLEŞME VE HESAPLAŞMA’ DIYEREK FITILI ATEŞLEDI! "KOYNUMDA BESLEDIĞIM..."   10:30   ESKI GENEL BAŞKANDAN ÖZGÜR ÖZEL İÇIN FLAŞ AÇıKLAMA: ’İNANCıM SONSUZ...’   10:13   MERSIN’DE BAYRAM SONRASı BÜYÜK SEFERBERLIK! 13 İLÇEDE AYNı ANDA DÜĞMEYE BASıLDı: KOKUDAN VE SINEKLERDEN ESER KALMAYACAK!   10:11   CHP’DE KAZAN KAYNıYOR! ÖZGÜR ÖZEL’DEN KEMAL KıLıÇDAROĞLU’NA SERT ’BUTLANCı’ SALVOSU: ’NE DESEM BILMIYORUM DIYOR!’   10:05   CHP’DE BOMBA ETKISI! ÖRSAN ÖYMEN’DEN KıLıÇDAROĞLU VE ’MUTLAK BUTLAN’ KARARıNA ÇOK SERT TEPKI: ’BU BIR DARBEDIR!’   09:55   TUNCER BAKıRHAN’DAN CHP’YE NET MESAJ: ’19 ARALıK’TAN BERI DAYANıŞMA İÇINDEYIZ’   09:15   MERSIN’DE HERKES BUNU KONUŞUYOR: SAHNEYE ÇıKTıLAR, SALON GÖZYAŞLARıNı TUTAMADı!   23:05   CHP GENEL MERKEZI’NDE KıLıÇDAROĞLU DÖNEMI YENIDEN BAŞLıYOR: ’ŞIMDI ARıNMA ZAMANı’   22:39   CHP’DE GÜVENPARK KRIZI İDDIALARıNA YANıT: VALILIKLE YAPıLAN GÖRÜŞMENIN DETAYLARı ORTAYA ÇıKTı!   21:55   ANKARA SOKAKLARıNDA BAYRAM HAREKETLILIĞI! CHP’LI ADNAN BEKER’DEN BAŞKENTLILERE SÜRPRIZ DAVET   21:50   CHP’DE BAYRAM ÖNCESI SıCAK SAATLER! GENEL MERKEZ ÖNÜNDEN ÇOK SERT "KAYYUM" ÇıKıŞı: "BARIKAT BILE KURDURDULAR!"  
 
     
 
 
image

Okunma : 156  Tarih : 31.05.2026  E-Mail : fatihberkil@hotmail.com

 
Emre  Türk

Türk Solunun Dayanılmaz Romantizmi

Türkiye’de sol olmak, uzun zamandır siyaset yapmaktan çok bir ruh hâline dönüştü. Bir kimlik, bir kültür, bir nostalji biçimi… Ama tam da burada temel problem başlıyor: Türkiye solu yıllardır kendisini tarihin öznesi değil, trajik kahramanı olarak konumlandırıyor. Kazanmak için değil, “haklı çıkmak” için siyaset üretiyor.


Ve haklı çıkmanın büyülü konforu, yenilginin sürekliliğini besliyor.


Türkiye’de kendisini sosyalist, devrimci ya da solcu olarak tanımlayan geniş çevrelerin önemli bir kısmı bugün toplumu dönüştürme iddiasını büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Onun yerine ortaya çıkan şey, romantik bir mağlubiyet estetiği. Sürekli yenilen ama her yenilgiyi ahlaki üstünlüğe çeviren bir siyasal kültür.


Çünkü Türk solu uzun zamandır halka ulaşmaya değil, birbirine konuşmaya çalışıyor.


Kendi jargonuna hapsolmuş, kendi tarih anlatısını kutsallaştırmış, kendi küçük çevresini “öncü” ilan etmiş ama toplumun geri kalanını anlamaya dair ciddi bir çaba göstermeyen bir siyasal kapanma hâli var. Üniversite kantinlerinden çıkamayan, sosyal medyada slogan yarışına dönen, teorik doğruculukla toplumsal etkisizliği birbirine karıştıran bir yapı…


Acı olan şu: Türkiye’de solun siyaset üretemediği bir dönemde toplumun sol talepleri hiç olmadığı kadar büyüyor.


Barınamayan gençler… Borç batağındaki emekliler… Güvencesiz çalışan milyonlar… Tarikatlara teslim edilmiş eğitim sistemi… Çökertilmiş sendikalar… Derinleşen sınıf uçurumu…


Normal şartlarda bunların tamamı güçlü bir sol siyasetin yükseliş zemini olmalıydı. Ama olmadı. Çünkü Türkiye solu yıllardır gerçek toplumsal meseleleri örgütlemek yerine kendi iç ideolojik saflaşmalarıyla meşgul.


Birbirini “revizyonist”, “liberal”, “ulusalcı”, “kimlikçi”, “muhafazakar” diye tasnif etmekten topluma sıra gelmiyor.


Üstelik bu sadece örgütsel parçalanma meselesi de değil. Bu aynı zamanda zihinsel bir kibir problemi. Türkiye solunun önemli bir kısmı halkı dönüştürülecek bir nesne olarak görüyor ama halkın gerçek duygularını anlamaya çalışmıyor. Dindarlığı sadece gericilik, milliyetçiliği sadece faşizm, muhafazakârlığı sadece bilinçsizlik olarak okuyan indirgemeci bir yaklaşım, toplumsal gerçekliği açıklamak yerine onu küçümsüyor.


Sonra da dönüp şu soru soruluyor: “Halk neden sola gelmiyor?”


Belki de mesele halkın sola gelmemesi değil, solun halka gitmeyi reddetmesi.
Türkiye solu yıllarca işçi sınıfını romantize etti ama gerçek işçiyi kaybetti. Fabrikadaki adamın dilini değil, teorik metinlerin dilini konuştu. Emekçiyi bir politik özne olmaktan çok afiş figürüne dönüştürdü. Sendikal alanın çöküşü karşısında yeni örgütlenme biçimleri geliştiremedi. Dijital çağın emek rejimini okuyamadı. Kuryeleri, freelance çalışanları, plaza emekçilerini, işsiz gençliği bütünlüklü bir sınıf siyaseti içinde örgütleyemedi.


Çünkü hâlâ 1970’lerin hayaletiyle siyaset yapılıyor.
Oysa dünya değişti. Sınıf yapısı değişti. İletişim biçimleri değişti. İktidar teknikleri değişti. Ama Türkiye solunun önemli bir bölümü hâlâ aynı ezber cümlelerle, aynı poster estetiğiyle, aynı ritüellerle var olmaya çalışıyor.


Bir başka temel problem ise Türkiye solunun siyaseti ahlaki bir arınma alanına çevirmesi. Solcu olmak artık birçok çevrede toplumu değiştirme iradesinden çok bir “iyi insan” sertifikası gibi kullanılıyor. Böyle olunca siyaset, güç ilişkilerini değiştirme mücadelesi olmaktan çıkıp vicdani bir performansa dönüşüyor.


O yüzden Türkiye’de sol çoğu zaman iktidarı hedeflemiyor. İktidarı küçümsüyor.
Çünkü iktidar istemek “kirlenmek” gibi görülüyor. Bu yüzden genişlemek yerine saf kalmak tercih ediliyor. Kitleselleşmek yerine “çizgiyi korumak” kutsanıyor. Sonuçta ortaya, sürekli bölünen ama asla büyümeyen yapılar çıkıyor. 


Türkiye sosyalist hareketinin tarihine bakıldığında da bu parçalanmanın neredeyse yapısal bir karakter taşıdığı görülüyor. Farklı teorik akımlar, ideolojik saflaşmalar ve konjonktürel kırılmalar sürekli yeni bölünmeler üretmiş durumda. 
Üstelik Türk solunun Kemalizmle ilişkisi de hala tartışmalı. Anti-emperyalizm ile devletçilik, halkçılık ile vesayetçilik, devrimcilik ile bürokratik modernleşme arasında sıkışmış tarihsel bir gerilim hâlâ sürüyor. 


Bugün gelinen noktada Türkiye solu çok ciddi bir yol ayrımında.


Ya geçmişin romantik mağlubiyetini kutsamaya devam edecek… Ya da gerçekten siyaset yapmayı öğrenecek.
Çünkü siyaset sadece doğruyu söylemek değildir. İnsanları ikna etmektir. Örgütlemektir. Güç biriktirmektir. Toplumsal karşılık üretmektir.


Türkiye solu yıllardır devrim anlatıyor ama market fiyatlarını konuşan insanı küçümsüyor. Emperyalizmi anlatıyor ama çocuğuna süt alamayan babanın çaresizliğine temas edemiyor. Düzeni değiştirmekten söz ediyor ama düzenin altında ezilen insanın gündelik korkularını anlamıyor. Halkı bilinçlendirmeye çalışıyor ama önce halkın neden yorulduğunu dinlemiyor.


Oysa bu ülkenin insanları teori değil, temas arıyor. Büyük tarihsel anlatılar değil, yanında duran bir siyaset görmek istiyor. Çünkü açlık ideolojik değildir. Yoksulluk teorik bir tartışma değildir. Geçim derdi akademik bir kavram hiç değildir.
Belki de Türk solunun artık ilk kez aynaya bakıp şu soruyu sorması gerekiyor: Biz gerçekten halk için mi siyaset yapıyoruz, yoksa birbirimize haklı görünmek için mi? 


Haklı olmak sonucu değiştiriyor mu? Haklı olmak insanların cebine para koyuyor mu? Haklı olmak halk için yeterli mi? 


Güçlü olmak demek size oy veren emeklinin, işçinin, öğrencinin ekonomik olarak direnebilecek güçte olması, muhakeme yapabilmesi ve bazı şeylerden fedakarlık edebilmesi demek. Bu ülkede insanların feda edecek 1 lirası 1 günü dahi kalmadı. 


Devrim yapmak için önce yoksulluğu slogan olarak değil hayatın bir gerçeği olarak görmek gerekir. 


Devrim yapmak için 1 Mayısta kafsında baret, sol yumruğunu havaya kaldırmış işçi posterleri arkasında poz vermek yerine, geçinemeyen işçinin omuzuna dokunmak gerekir. 


Devrim yapmak için yalnızca haklı olmak değil, aynı zamanda güçlü de olmak gerekir.




 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 
  YORUMLAR
 
 
  YORUM YAZIN
 
Adınız Soyadınız :

Yorumunuz :

Güvenlik Kodu : Güvenlik Kodu
Kod :

 



  GÜNCEL HABERLER

 
  FLAŞ HABER
   
 
  EN ÇOK OKUNANLAR
  • Bu Ay
  • Bu Hafta
  • Dün
  • Bugün
 
 


  SOSYAL MEDYA


  GAZETELER
 
 

 







mersinerji.com
ANKA Haber Ajansı
Abonesidir

 
 
ANASAYFA İLETİŞİM KÜNYE HABER ARŞİVİ GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
mersinerji.com © Copyright 2017-2026 Tüm hakları saklıdır..! İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.

URA MEDYA