Erken Seçim Neden Kaçınılmazdır?
Erken seçim bir siyasi taktik değil, bir keyfiyet hiç değildir. Erken seçim, yönetilemeyen bir ülkenin kaçınılmaz sonucudur.
Bugün gelinen noktada tartışılması gereken “erken seçim olsun mu?” değil; neden artık başka bir çıkış kalmadığıdır.
Bir ülkede ekonomi yönetilemiyorsa, bunun bedeli yalnızca rakamlarla ödenmez. Enflasyon yalnızca fiyatları değil, toplumsal sabrı da yükseltir. Gelir adaletsizliği yalnızca yoksulluğu değil, adalet duygusunu da çürütür.
Bugün yaşanan tam olarak budur. Geçim krizi artık bireysel bir sorun olmaktan çıkmış, kitlesel bir hayatta kalma meselesine dönüşmüştür.
İktidarlar seçimle gelir, seçimle meşruiyetlerini tazeler. Bu yalnızca anayasal bir hak değil, demokratik bir zorunluluktur. Ancak iktidar, halkın rızasını kaybettiği hâlde yönetmeye devam ediyorsa, işte o zaman sistem kilitlenir.
Bugün yaşanan budur.
Sandık vardır ama irade yoktur; seçim vardır ama temsil yoktur.
Erken seçimi kaçınılmaz kılan ilk gerçek şudur:
Halkın rızası erimiştir.
Sokakta, pazarda, işyerinde, üniversitede aynı cümle yankılanmaktadır: “Geçinemiyoruz.” Bu cümle, bir şikâyet değil; bir siyasal uyarıdır. Tarihte hiçbir iktidar, geniş halk kesimleri geçinemediği hâlde uzun süre ayakta kalamamıştır.
Çünkü yoksulluk, sessiz bir itaat değil; biriken bir öfke üretir.
İkinci gerçek şudur:
Yönetim, çözüm üretme kapasitesini kaybetmiştir.
Her sorun “dış güç”, her eleştiri “sabotaj”, her itiraz “ihanet” olarak tanımlanıyorsa; bu, iktidarın artık yönetmediğini, savrulduğunu gösterir. Krizi kabul etmeyen, çözüm de üretemez. Bugün ekonomi programı değil, inkâr politikası yürütülmektedir.
Oysa inkâr, yönetim biçimi değil; tükenmişliğin göstergesidir.
Üçüncü ve en kritik gerçek ise şudur:
Siyasal sistem meşruiyet üretmemektedir.
Seçimlerin anlamı yalnızca oy kullanmak değildir; o oyun yönetime yansıdığına inanılmasıdır. Ancak sandık, halkın sorunlarını çözmeyen bir iktidarı sürekli yeniden üretmeye yarıyorsa, o sandık meşruiyet değil, kriz üretir. Demokrasi yalnızca prosedür değil; sonuç üretme kapasitesidir.
Erken seçime direnen iktidarlar genellikle aynı gerekçeyi öne sürer: “İstikrar.”
Oysa bugün yaşanan şey istikrar değil, istikrarlı bir kötüleşmedir.
Gelir düşmektedir. Umut düşmektedir. Güven düşmektedir.
Buna istikrar denemez.
Asıl istikrarsızlık, halkın talepleriyle yönetimin tercihleri arasındaki makasın açılmasıdır. Bu makas kapatılmadıkça, ne ekonomi düzelir ne siyaset normalleşir.
Erken seçim, bu nedenle bir risk değil; kontrollü bir çıkış kapısıdır.
Unutulmamalıdır:
Seçimden korkan iktidar, halktan kopmuş demektir.
Halktan kopan iktidarın ise yönetecek meşruiyeti kalmaz.
Bu yüzden erken seçim bir “istek” değil, kaçınılmaz bir sonuçtur.
Ve her ertelenen seçim, çözümü değil, krizi büyütür.