Salim DOĞAN
TOPLUMSAL FÜZYON
Türk toplumunun geçirdiği değişimin adını ve yönünü belirlemesi gelecek kuşaklar açısından hayati önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki toplumları felakete sürükleyecek oluşumlar umulmadık olaylardan kaynaklanmaktadır. Başlangıçta hiçbir sakıncası görülmeyen kavramlar sonunda önü alınmaz felaketler getirmektedir. Türk ulusu yedi bin yıllık tarihsel süreçte bu sosyal olayları zamanla yaşamıştır. Böylesine kargaşalı bir ortamın çekim alanından kurtulmak yüzlerce yıl almaktadır. Küçük işler büyük sorunlar oluşturmaktadır.
Adı, ulusal kurtuluş savaşı sonucunda konulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti bir üniter devlet yapısına sahiptir. Bu yapının ortadan kaldırılması aynı zamanda devletin de ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. İşte toplumsal füzyon toplumsal fisyona dönüşürse parçalanma ve yok olmaya doğru gidiş başlıyor demektir. TÜRKİYE CUMHURİYETİ BİR TOPLUMSAL FÜZYONUN SONUCUDUR. Bu cumhuriyetin oluşumunda yurt ve millet sevgisinin yanında kaynaşma, dayanışma, birlikte hareket etme ve işbirliği vardır. Tüm Türk halkı vardır
Türk’ler yedi bin yıllık tarihsel süreç içerisinde tehlikeli felaketlere toplumsal fisyonla girmişlerdir. Bilinen yazılı tarihimizde olayların böyle geliştiğini defalarca yazmıştır. Bin kilometre karelik bir alana yayılmış olan Orhun kitabelerini inceleyen biri bunun böyle olduğunu hemen anlar. Bütün bu yıkıcı ve bölücü faaliyetler kayıtsız ve şartsız bilerek ve isteyerek birileri tarafından planlanıp uygulamaya konulmuştur.
Toplumsal füzyon ve fisyon kavramlarının daha iyi anlaşılması için ne alama geldiklerini açıklamak istiyorum. Bu kavramlar fizik bilgisiyle ilgilidir. Atomun parçalanmasından elde edilen ısı ve ışık enerjisi insanlığa yarar sağlasın diye bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. Nükleer fisyon santralleri bu gün insanoğlunun enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılamaktadır. Nükleer füzyon güneş’in ta kendisidir. Füzyon birleşme demektir. Atomun birleşmesinden ortaya çıkan enerji demektir. Fisyon enerjisinden çok büyük enerji sağlamaktadır. Bilim adamları tokomaklar üzerinde çalışmalarına devam etmektedir. Ancak tokomakların sağladığı yoğun radyasyondan etkilenmemek için bir çare bulunabilmiş değildir. Bilim ve teknolojideki gelişmeler ilerledikçe bu sorunun da üstesinden gelinecektir. Ben bu konuda umutluyum. İnsanoğlunun enerji sorunu da ortadan kalkacaktır. Yakıt olarak deniz suyu kullanıldığında bu enerjinin milyonlarca yıl yeteceği bilinmektedir. Santralda, deniz suyundan ayrıştırılacak "döteryum" (tek nötronlu bir hidrojen izotopu) ile 100 milyon santigrad derece sıcaklıkta nükleer reaksiyondan geçirilerek enerji üretilecek. Nükleer reaksiyonla bir kilogram deniz suyundan elde edilecek döteryum, 300 litre benzine eşdeğer miktarda enerji üretebilecek. Çin’in doğusundaki Anhui Eyaleti’nin başkenti Hefei’deki Çin Bilimler Akademisi’nde geliştirilen ve bilimsel adı EAST (Experimental Advanced Superconducting Tokamak) olan santral mart ya da nisan ayında tam kapasiteyle çalışmaya başlayacak.7 şubat 2006, Hürriyet
Yazıdan da anlaşılacağı üzere maddenin yapısından kaynaklanan durumun sonucu olarak madde parçalanırken daha az enerji meydana gelmektedir. Birlikten hep kuvvet doğmuştur ki madde birleşirken daha büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Toplumsal füzyonun açığa çıkardığı gücün yararını bilmeyen yoktur. Ancak toplumsal vizyonla bölünen toplumlar kısa ömürlüdür. Zaman içerisinde yok olurlar ve bu yüzden de hatırlanmazlar bile.
Bireyselciliğin aslında diğer bir adı bencilliktir. Bireyselci düşün sisteminin arkasında neme lazımcılık vardır. “Gemisini kurtaran kaptandır.”, “Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın.”, “at binenin, kılıç kuşananındır. Deyimleri birer örnektir. Bireyselciliğin arkasında tartışma yoktur. Kabullenme vardır. Araştırma, inceleme, deney, gözlem yoktur. Kul olma vardır. Mürit olma vardır. Toplumu kişileştirmek, bireyselleştirmek, ayrımcılığı yaratmaktır. Arkasından bireysel haklar gelir. Bireysel haklar bölgeciliği, aşiretçiliği, tarikatçılığı körükler. Bunların hakları ve çıkarları gündeme gelir. Devreye demokrasi girer. İnsan hakları ve demokratikleşme gibi genel insan haklarını kötüye kullanma ya kadar gider. Her kültür ayrı bir baş çeker. İsyan bayrağını yükseltir. Kargaşa ortamı oluşur. Toplum kamplaşmaya gider. Bölünme süreci başlar.
Üniter devletler ve devleti yönetenler toplumun birlik ve beraberliğini sağlamak için çaba göstermelidir. “Türk milleti çalışkandır.”, “Türk milleti zekidir.” Diyenlerle benim memurum işini bilir diyenler, “Bu millet isterse şeriatı da getirir.”, “Odunu koysam milletvekili seçilir.” diyenler arasındaki farkı bu millet görmüş olmalı. Federasyon tartışılır diyenler bu milleti yüzlerce yıl uğraştıracak ve milyarlarca lira zarara uğratacaktır. Bu söylemlerin ardından Türk ulusunun sosyal metabolizması bozulmuş, onlarca yıl devam edecek bölünme süreci başlamıştır. Cumhuriyetin kurum ve kuralları işleyemez hale getirilerek cumhuriyet devrim yasalarına karşı başkaldırı sürecine girilmiştir. Ağalık, şeyhlik, aşiretçilik, şıhlık ve başıbozukluk alabildiğine devam etmektedir. Bütün bu olumsuz sürecin başlangıç noktası toplum değerlerinin, cumhuriyet devrim yasalarının, işlemez hale gelmesinden kaynaklandığı görülmüştür. Türk ulusu toplumsal füzyonu yeniden kurmak durumundadır.
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri Emperyalist ve kapitalist toplumlardır. Yaşaması için başka ulusları sömürmeleri gerekmektedir. Bunu yapabilmek için toplumsal fisyonu sağlamaları kaçınılmazdır. Onlar bu işi uzun vadeli planlarla insana yapılan yatırımlarla finanse etmeye çalışmaktadırlar. Eğitim alanı en uygun alandır. Sonucu kesindir. Harcanan çabanın karşılığı hemen görülmektedir. O yüzden eğitimde tüme varım değil, bireyselci eğitim değil, toplumsal fisyon eğitimi değil; tümden gelim, ulusalcı, işbirliğine dayalı, yaparak, yaşayarak, gözlem, deney, inceleme, araştırmaya dayalı toplumsal füzyonu sağlayıcı top yekûn kalkınmanın, eşitliğin insan kaynaklı laik, demokratik, çağdaş yöntemler benimsenmelidir. Bu anlatılanlar bir hayal ürünü değildir. Türk ulusu hemen ulusal kurtuluşunun ardından Hasan Ali YÜCEL’LERLE İsmail Hakkı TONGUÇ’LARLA başarmadı mı? Bu başarıdan tüm emperyalist, kapitalist ülkeler korkmadı mı? Onun için Köy Enstitüleri kapatılmadı mı?
Ancak Türk milletinin bir özelliği vardır ki içine düştüğü açmazlardan kurulabilmek için uygun ortamı beklemekte kendi içerisinden birini lider olarak seçerek, onu destekleyerek onun önderliğinde kurtuluşa ulaşmasını bilmektedir. Bu toplumsal füzyon bizim genlerimizde vardır. Kültür aktarımı yoluyla da devam etmektedir. Ben Türk milletine inanıyor ve güveniyorum ki yarınlarımız güzel olacaktır.