Okunma : 168
Tarih : 4.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
Müdahele İçin Amaç Farklı, Bugün Venezuela, Yarın Bir Başka Ülke…
Venezuela Krizinde: Kim Konuştu, Kim Sustu?
Sessizlik Tarafsızlık Değildir. Venezuela bombalanırken bazı başkentlerde kelimeler özenle saklandı. Çünkü bugün uluslararası siyasette sorun, hukukun ihlal edilip edilmediği değil; o hukuku kimin ihlal ettiğidir. Güçlüyseniz vurursunuz, zayıfsanız suçlu ilan edilirsiniz. Hukuk, güçlünün elinde bir kalkan, zayıfın elinde ise süs eşyasıdır.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi, uluslararası hukukun açık, net ve tartışmasız biçimde çiğnenmesidir. Bu konuda gri alan yoktur. BM Şartı ortadadır. Güç kullanma yasağı açıktır. Bir devlet başkanını hedef alan askeri operasyonlar, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın hukuksuzdur. Nokta.
Ama dünya bu kadar net konuşmadı.
Çin, Rusya, Brezilya, Meksika, Küba ve Latin Amerika’nın büyük kısmı eğip bükmeden şunu söyledi: “Bu bir egemenlik ihlalidir.” Ne itidal çağrısı yaptılar ne de failin adını sakladılar. Çünkü hukuk, bazen yalnızca yüksek sesle savunulduğunda anlam kazanır.
Türkiye ise her zamanki refleksine sarıldı: “Yakından izliyoruz.” “İtidal çağrısı yapıyoruz.” “Hukuka vurgu yapıyoruz.”
Ama saldırıyı kınamadı. Faili telaffuz etmedi. ABD’nin adını ağzına almadı.
Bu diplomasi değildir. Bu, hesaplanmış bir suskunluktur.
Uluslararası siyasette böylesi suskunluklar masum değildir. Çünkü sessizlik, özellikle bu kadar açık bir hukuksuzlukta, saldırganın cesaretini artırır. Kınamayan, itiraz etmeyen, hukuku adını koyarak savunmayan herkes, fiilen güçlünün suçuna ortak olur.
Soruyu dolandırmadan soralım: Türkiye neden susuyor?
Cevap rahatsız edici ama gerçektir: Çünkü bedel ödemek istemiyor.
Fransa ve Avrupa Birliği ise daha ikiyüzlü bir yerde duruyor. Bir yandan BM Şartı’ndan söz edip diğer yandan “Maduro’nun meşruiyeti”ni tartışmaya açmak, hukuku savunmak değil; hukuku eğip bükmektir. Eğer bir liderin meşruiyeti askeri müdahalenin gerekçesi olabiliyorsa, dünyada bombalanmayacak tek bir ülke kalmaz.
İsrail ve Ukrayna’nın tutumu şaşırtıcı değil. Müdahaleyi alkışladılar. ABD’yi “özgür dünyanın lideri” ilan ettiler. Aynı cümleleri Irak’ta da duymuştuk. Sonuçlarını gördük: milyonlarca ölü, paramparça ülkeler, bitmeyen savaşlar. Söylem hiç değişmedi; bedeli ise hep halklar ödedi.
BM Genel Sekreteri endişeliymiş. Elbette. BM yıllardır endişeli. Ama endişe bombaları durdurmuyor. Büyük güçler hukuku çiğnemeye karar verdiğinde, BM çoğu zaman seyirci koltuğuna çekiliyor.
Asıl tehlike tam da burada. Bugün Venezuela’ya yapılan bu kadar kolay meşrulaştırılıyorsa, yarın aynı senaryo başka ülkeler için de sahnelenecektir. “Meşru değil”, “özgürlük”, “insan hakları”… Metin hazır, gerekçeler ezber.
Ve artık şu gerçeği açıkça söylemenin zamanı gelmiştir: “Barış götürme” bahanesiyle petrolü, doğal gazı ve stratejik kaynakları olan ülkelere yapılan müdahaleler, barış değil talandır. Hedef sadece rejimler değildir; yeraltı kaynakları, kamu varlıkları ve ülkelerin geleceğidir. Bu tutum ABD’yi haklı çıkarmaz; onu uluslararası hukuku çıkarına göre çiğneyen bir güç olarak tarihe yazar.
Barış bombalarla gelmez. Demokrasi işgalle kurulmaz. İnsan hakları petrol sahalarının başında savunulmaz.
Son söz net olsun: Uluslararası hukuk susarak korunmaz. Egemenlik itidal çağrılarıyla savunulmaz. Güçlüye dokunmayıp zayıf için hukuk hatırlatanlar, hukuku değil gücü savunur.
Bugün Venezuela. Yarın başka bir ülke.
Ve bir gün, bu sessizliğin bedeli hiç beklenmeyen bir kapıyı çaldığında, “Biz izliyorduk” demek kimseyi kurtarmayacak.