Türkiye zor bir dönemden geçiyor.
Son dönemde yaşanan siyasi gelişmeler ve giderek ağırlaşan yaşam koşulları, artık yalnızca rakamlarla ya da istatistiklerle açıklanamayacak bir noktaya ulaştı. Hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği ve ekonomik belirsizlik, toplumun geniş kesimlerini derin bir çıkmazın içine sürükledi.
Geldiğimiz noktada tablo o kadar vahimdir ki, ülkeyi yöneten Cumhur İttifakı’nın ortakları bile bu gidişata itiraz eder hâle gelmiştir. İktidarın kendi içinde çatırdaması, sorunun muhalefetin eleştirilerinden ibaret olmadığını; bizzat yönetimin kendisinin çözümsüzlüğe sürüklendiğini açıkça göstermektedir.
Ancak asıl gerçek, sarayların yüksek duvarlarının dışında yaşanıyor. Hayat sadece korunaklı alanlardan, lüks sofralardan ibaret değil.
Sokakta başka bir Türkiye var. Pazarda filesini dolduramayan emekliler, tarlasından kazandığıyla ayakta duramayan köylüler, emeğinin karşılığını alamayan işçiler, her ay maaşı eriyen memurlar ve geleceğe dair umudunu kaybeden gençler var.
Her gün sokaklarda yükselen hak arayışı, tesadüf değil; çaresizliğin ve adaletsizliğin doğal sonucudur.
Sorun yalnızca ekonomi değildir.
Hukukun siyasallaştığı, liyakatin yok sayıldığı, kurumların işlevsizleştirildiği bir düzende, kriz kaçınılmazdır. Güven bitmiş, umut törpülenmiştir. İktidar ise tüm bu tabloya rağmen sorumluluk almak yerine, eleştireni susturmayı, gerçeği inkâr etmeyi tercih etmektedir.
Artık şu gerçeği açıkça dile getirmenin zamanı gelmiştir:
Bu yönetim Türkiye’yi yönetememektedir. Toplumu birleştirmek yerine ayrıştıran, refah üretmek yerine yoksulluğu derinleştiren bu anlayışın ülkeye vereceği bir şey kalmamıştır.
Çözüm ertelenemez. Türkiye’nin daha fazla oyalanmaya, daha fazla bedel ödemeye tahammülü yoktur.
Derhal erken seçime gidilmeli ve halkın iradesi yeniden sandığa yansıtılmalıdır. Çünkü bu ülke sarayın ışıklarıyla değil, sokağın gerçekleriyle ayakta durur.
Türkiye’nin kaybedecek zamanı yoktur. Bu ülkenin ihtiyacı; halkın iradesinin yeniden güçlü biçimde ortaya konacağı, demokratik meşruiyeti tartışmasız bir yenilenmedir.
Çıkış yolu nettir: Tez zamanda erken seçime gidilmeli ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, halkın gerçek sorunlarına çözüm üretebilecek yeni bir yönetim iş başına gelmelidir.
Çünkü bu ülke, sarayın ışıklarıyla değil, sokağın gerçekleriyle ayakta durur.
Bu gerçekler bugün yüksek sesle değişim demektedir.