Okunma : 149
Tarih : 20.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
ABD’nin Suriye Hamlesinin Perde Arkası: Enerji, Güç ve İsrail Faktörü
Washington, Suriye’de “terörle mücadele” bahanesinin ardına gizlenmiş çok katmanlı bir strateji yürütüyor. Asıl amaç; enerji kaynaklarını denetim altında tutmak, İran-Rusya eksenini sınırlamak ve İsrail’in güvenliğini garanti altına almak.
Ortadoğu’da taşlar hiçbir zaman yerinde durmaz. Ancak her taşın oynadığı yön, mutlaka bir gücün stratejik çıkarlarını işaret eder. Bugün Suriye’de yaşanan tablo da tam olarak bunu anlatıyor. ABD’nin 2014’ten bu yana Suriye’nin kuzey ve doğusunda kurduğu askerî üsler, resmî söylemde “IŞİD’le mücadele” gerekçesiyle açıklanıyor. Fakat sahadaki gerçeklik bambaşka bir tabloyu ortaya koyuyor: Enerji, jeopolitik denge ve İsrail faktörü.
— Enerji savaşının sessiz cephesi
ABD askerî varlığı, Suriye’nin en zengin petrol ve doğalgaz rezervlerini barındıran Deir ez-Zor bölgesinde yoğunlaşmış durumda. Bu durum, tesadüf değil. Washington, bu bölgelerdeki enerji sahalarının rejim yerine yerel müttefik güçlerin (SDF/YPG) kontrolünde kalmasını sağlayarak hem Şam’ın ekonomik gelir kaynaklarını kesiyor hem de bölgedeki enerji hatlarını stratejik bir koz olarak kullanabiliyor.
Bu, yalnızca enerji güvenliği değil, aynı zamanda ekonomik baskı ve jeopolitik denetim aracıdır. Yani ABD sahada kalıyor çünkü bu üsler, petrol kadar strateji de üretiyor.
— Jeopolitik satranç: - İran ve Rusya’yı sınırlamak
Suriye, uzun süredir sadece bir iç savaş değil, büyük güçlerin satranç tahtası. ABD’nin kuzeydoğu Suriye’deki üsleri, İran’ın Tahran–Bağdat–Şam–Beyrut hattıyla kurduğu kara bağlantısını kesintiye uğratıyor. Bu hat, İran’ın Akdeniz’e uzanan “Şii Hilali” stratejisinin belkemiği olarak biliniyor.
Aynı zamanda Washington, Rusya’nın Tartus ve Hmeymim üsleriyle Akdeniz’de kurduğu etkiyi dengelemeye çalışıyor. Bu tablo, ABD’nin yalnızca Suriye özelinde değil, tüm Ortadoğu’da jeopolitik üstünlüğünü koruma hedefinin bir uzantısı. Enerji hatlarını ve askerî dengeleri yöneten güç, bölgenin kaderini de belirliyor.
— İsrail faktörü: - Değişmeyen öncelik
ABD dış politikasında değişmeyen tek sabite, İsrail’in güvenliğidir. Suriye’nin güney ve doğusundaki İran destekli milis gruplar, Tel Aviv açısından doğrudan tehdit olarak görülüyor. Bu nedenle ABD’nin Suriye’deki askerî varlığı, İsrail’in kuzey sınırında bir güvenlik tamponu oluşturma işlevi görüyor.
Washington’un bölgede kalıcılığı, aynı zamanda İsrail’in güvenlik mimarisinin bir uzantısı haline gelmiş durumda. İran’ın Suriye’de kalıcı üslenmesini önlemek, İsrail’in kırmızı çizgilerinden biri; ABD bu hattı açık tutmak için bölgede varlık gösteriyor.
— Sonuç: - Böl, zayıflat, yönet ve yeni yüzyılın stratejisi
ABD’nin Suriye politikası, klasik “böl, zayıflat, yönet” yaklaşımının 21. yüzyıl versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Artık doğrudan işgal yok, ama askerî üsler, vekil güçler ve ekonomik denetim araçlarıyla sürdürülen bir kontrol modeli var.
Suriye’nin doğusunda kurulan bu dengeler, kısa vadede ABD’nin çıkarlarını koruyor olabilir; ancak uzun vadede bölgeyi yeniden istikrarsızlık, yoksulluk ve rekabet döngüsüne mahkûm ediyor.
Enerjiye sahip olanlar bile enerjisiz bırakılıyor. Ve bu kez, savaş cephede değil; petrol kuyularının gölgesinde yaşanıyor.