Siyasi Ahlak: Gücü Kullanmak Değil, Güce Ahlak Katabilmektir
Süleyman Demirel’in Sinop’un Türkeli ilçesinde yaşadığı o meşhur miting olayı, yalnızca siyasi bir hazırcevaplık örneği değildir; aynı zamanda siyasi ahlakın ne olduğunu anlatan güçlü bir derstir.
Demirel kürsüde yaptığı hizmetleri anlatırken kalabalığın içinden bir vatandaş yüksek sesle sorar:
“Babanın parasıyla mı yaptın?”
Aslında bu soru, halkın devlete ve yöneticilere yönelttiği en temel denetim sorusudur.
Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir; hesap sorma hakkıdır.
Vatandaşın, vergisiyle yapılan her hizmetin hesabını sorma hakkı vardır.
Asıl mesele de tam burada başlar.
Bugün birçok siyasetçi böyle bir soruyu kişisel saldırı olarak algılar. Güvenlik güçleri devreye girer, soru soran susturulur, eleştiri düşmanlık gibi görülür.
Ama Demirel farklı davranır:
“Durun! Adam doğru bir şey sordu…”
İşte bu cümle, siyasi ahlakın temelidir.
Çünkü siyasi ahlak; eleştiriyi bastırmak değil, eleştirinin meşruiyetini kabul etmektir.
Kamu Malı, Siyasetçinin Lütfu Değildir
Demirel’in devamındaki cevabı daha da önemlidir:
“Milletin parasıyla yaptım.
Sizin verginizle yaptım.
Ama benden öncekiler yapmadı, ben yapıverdim.”
Bu sözlerde devlet yönetiminin özü vardır.
Bugün birçok yönetici yaptığı hizmeti adeta kişisel bağış gibi sunuyor.
Oysa yol da, köprü de, baraj da, okul da, hastane de siyasetçinin cebinden çıkmaz.
Bunların tamamı milletin vergisiyle yapılır.
Siyasetçinin görevi; lütuf dağıtmak değil, emaneti doğru yönetmektir.
Siyasi ahlak işte burada başlar:
Devlet malını kendi başarısı gibi değil, milletin hakkı olarak görmek…
Hizmeti propaganda malzemesi değil, görev sorumluluğu olarak kabul etmek…
Makamın Sahibi Millet, Siyasetçi Emanetçidir
Siyasi ahlakın en önemli ilkelerinden biri şudur:
Makam, mülk değildir.
Yetki, ayrıcalık değildir.
İktidar, sahiplik değildir.
Siyasetçi; devletin sahibi değil, emanetçisidir.
Bugün yaşanan en büyük ahlaki sorunlardan biri, makamın hizmet aracı olmaktan çıkıp kişisel güç alanına dönüşmesidir.
Eleştiriye tahammülsüzlük de buradan doğar.
Çünkü kendisini devletin sahibi sanan kişi, devlete yöneltilen her eleştiriyi kendisine yapılmış saldırı gibi algılar.
Oysa siyasi olgunluk şunu gerektirir:
“Ben devlet değilim.
Ben millet adına geçici olarak görev yapan bir temsilciyim.”
Demirel’in o cevabı tam da bu anlayışı yansıtır.
Siyasi Ahlak, Sabırdır
Bir liderin gerçek karakteri, alkış alırken değil; itirazla karşılaştığında ortaya çıkar.
Siyasi ahlak biraz da öfkesini yönetebilmektir.
Sinirlenmeden cevap verebilmek…
Gücü kullanmadan otorite kurabilmek…
Karşındakini ezmeden üstün gelebilmek…
Demirel’in yaptığı tam olarak budur.
Protestocuyu susturmuyor.
Aşağılamıyor.
Gözdağı vermiyor.
Onu ikna ediyor.
Ve sonunda o vatandaş alkışlıyor:
“Valla doğru söylüyon Başbakanım…”
İşte bu, siyasetin ahlakla buluştuğu noktadır.
Bugünün En Büyük Eksikliği
Bugün toplumun siyasete güveninin azalmasının temel nedeni yalnızca ekonomik krizler değildir; aynı zamanda ahlaki krizlerdir.
İnsanlar yalnızca yoksulluktan değil, adaletsizlikten yoruluyor.
Yalnızca geçim sıkıntısından değil, kibirden yoruluyor.
Yalnızca yanlış kararlardan değil, hesap vermeyen yönetim anlayışından yoruluyor.
Siyasi ahlak zayıfladığında kurumlar çürür.
Liyakat yerini sadakate bırakır.
Hesap verebilirlik yerini dokunulmazlığa bırakır.
Devlet yönetimi kamu hizmeti olmaktan çıkar, güç koruma mekanizmasına dönüşür.
İşte toplumun en büyük kırılması burada başlar.
Sonuç
Siyasi ahlak; güzel konuşmak değildir.
Siyasi ahlak; dürüst görünmek değildir.
Siyasi ahlak; makamı halk adına kullanabilmektir.
Eleştiriden korkmamaktır.
Hesap vermekten kaçmamaktır.
Devlet imkânını kişisel güç gibi görmemektir.
Süleyman Demirel’in o meydandaki tavrı bize şunu öğretir:
Siyaset yalnızca kazanma sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda karakter meselesidir.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca ekonomi değildir…
Önce ahlaktır.
Çünkü siyasi ahlak çökerse,
devlet de yavaş yavaş çöker.
İşte eski siyasetçilerle yeni siyasetçiler arasındaki en büyük fark de budur:
Eskiler eleştiriyi dinlerdi,
yeniler eleştireni susturmaya çalışıyor.
Eskiler halka hesap verirdi,
yeniler alkış bekliyor.
Eskiler “milletin parasını hizmete dönüştürdüm” derdi,
yeniler yapılan her işi kişisel lütuf gibi sunuyor.
Eskiler devlet adamı olmaya çalışırdı,
yeniler sadece iktidarda kalmaya…
İşte mesele tam da budur.
Siyaset; korkutmak değil, güven vermektir.
Bastırmak değil, ikna etmektir.
Ve gerçek liderlik;
kendine alkışlayan kalabalıklar değil,
sana itiraz eden insanları bile sonunda
“Doğru söylüyor” dedirtebilmektir.