Okunma : 193
Tarih : 8.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
İlkesizliğe Sessizlik, Siyasetin Çöküşüdür.
Hiç kimse kusura bakmasın. Seçilerek parlamentoya giren milletvekillerinin, oy aldıkları partiden istifa edip başka bir siyasi partiye geçmesini kanıksadığımız sürece bu düzenin masum seyircileri değil, ortakları oluruz.
Çünkü mesele yalnızca bir milletvekilinin parti değiştirmesi değildir. Mesele, seçmenin iradesinin yok sayılmasıdır. Sandıkta verilen oy, bir kişiye olduğu kadar bir siyasi çizgiye, bir programa, bir ilkeye verilmiştir. O iradeyi, kişisel hesaplarla başka bir yere taşımak, siyasetin en temel ahlak kuralını çiğnemektir.
Bugün Türkiye’de siyaset, ne yazık ki “ilkeler” üzerinden değil, “fırsatlar” üzerinden şekilleniyor. Dün savunduğunu bugün inkâr eden, dün karşısında durduğuna bugün alkış tutan, dün sert sözler söylediğine bugün kol kola giren bir siyaset tipi normalleştiriliyor. Daha da vahimi, bu savrulmalar karşısında toplumun geniş bir kesimi sessiz kalıyor.
Oysa sessizlik, onaydır. İtiraz etmediğimiz her ilkesizlik, yarın daha büyük bir çürümeye zemin hazırlar.
Siyaset, bir omurga işidir. Rüzgâra göre yön değiştirenlerin, güç kimdeyse ona yaslananların, makam ve koltuk uğruna her şeyi meşru görenlerin hâkim olduğu bir düzende ne demokrasi güçlenir ne de toplum nefes alabilir. İlkesizliğin, taklacılığın ve çıkar hesaplarının sıradanlaştığı bir siyaset anlayışı; yalnızca siyaseti değil, toplumsal vicdanı da tahrip eder.
Bu tablo, seçmende derin bir güvensizlik yaratıyor. “Nasıl olsa hepsi aynı” duygusu yayılıyor. Gençler siyasetten uzaklaşıyor, halk sandığa küskün gidiyor. Sonra da demokrasi neden işlemiyor diye soruyoruz. Oysa cevap gözümüzün önünde: İlke kaybı, güven kaybını beraberinde getiriyor.
Bırakın Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ni; Türk siyasetinin hiçbir alanında bu tür savrulmaların meşru görülmemesi gerekir. Siyaset, kişisel kariyer basamağı değil; topluma karşı sorumluluk makamıdır. Bir partinin oylarıyla Meclis’e girip, o oyları yok sayarak başka bir partiye geçmek, seçmene karşı açık bir saygısızlıktır.
Eğer bu ülkede siyaset yeniden itibar kazanacaksa, bunun yolu net bir duruştan geçer. İlkesizliğe açık ve yüksek sesli bir itirazdan geçer. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla siyaset düzelmez. Aksine, çürüme derinleşir.
Bugün susarsak, yarın şikâyet etmeye hakkımız kalmaz. Bugün itiraz etmezsek, yarın bu düzenin mağduru oluruz.
Siyaseti kurtaracak olan; yeni yüzler değil, sağlam ilkeler, güçlü bir ahlak ve sarsılmaz bir omurgadır. Gerisi, sadece hikâyedir.