Okunma : 174
Tarih : 23.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
Emekliyi Sefalete Mahkum Eden, Bu Düzen Sürdürülemez…
Emekli Sadaka Değil, Bir Ömrün Karşılığını İstiyor…!
Emekli aylığı bir “yardım”, bir “lütuf” ya da bütçeden artanla verilen bir harçlık değildir.
Emekli aylığı; yıllar boyunca ödenmiş primlerin, dökülmüş alın terinin, harcanmış bir ömrün karşılığıdır. Bu gerçeği yok sayan her politika yalnızca adaletsiz değil, aynı zamanda ahlaki meşruiyetini de yitirmiştir.
Bugün Türkiye’de milyonlarca emekli, hayatının en kırılgan döneminde yaşam mücadelesine mahkûm edilmiştir. Barınma sorun, beslenme sorun, sağlık ise neredeyse bir ayrıcalık hâline gelmiştir.
Emekli artık tatili, sosyal hayatı, insan gibi yaşamayı düşünmüyor; yalnızca “kirayı nasıl öderim, ilacı nasıl alırım” sorularına cevap arıyor.
Bir ülkede emekliler 1+1 otel odalarına mahkûm ediliyorsa,
bir ülkede emekliler hastalandığında reçetesini yarım alıyorsa,
bir ülkede emekliler pazarda akşam saatini bekleyip çürük sebze topluyorsa,
orada sistem çökmüş demektir.
Ve bu çöküşün adı nettir:
Sosyal devlet iflas etmiştir.
Yıllarca “prim günün dolsun”, “devlete borcun var” diyerek vatandaşın peşinden koşanlar, sıra emekliye gelince üç maymunu oynamaktadır. Emekli maaşları enflasyon karşısında bilinçli olarak eritilmiş, sağlıkta katkı paylarıyla fiilen ilaç erişimi sınırlandırılmış, barınma maliyetleri karşısında emekli tamamen korumasız bırakılmıştır.
Buradan açık ve net bir uyarı yapmak zorundayız:
Emeklilik yoksulluk değildir.
Emeklilik sadaka düzeni hiç değildir.
Emeklilik, insan onuruna yakışır bir yaşam hakkıdır.
Bir ülkenin gerçek aynası, emeklisine nasıl davrandığıdır. Bugün emeklilere reva görülen yaşam, ne vicdanla ne de hukukla bağdaşmaktadır. Bu tablo “ekonomik zorunluluk” bahanesiyle açıklanamaz.
Çünkü aynı dönemde başka alanlarda gösterilen sınırsız cömertlik, bu bahaneyi baştan hükümsüz kılmaktadır.
Emekli devletten fazlasını istemiyor.
Sadece hakkını istiyor.
Ödenmiş primlerin gerçek karşılığını,
sağlığa engelsiz erişimi,
barınma ve beslenme kaygısı olmadan yaşamayı istiyor.
Bu talepler lüks değil; asgari, insanî ve meşru taleplerdir.
Buradan karar vericilere açık ve sert bir çağrıda bulunuyoruz:
Emeklileri oyalamayı bırakın.
Geçici düzenlemelerle, göstermelik artışlarla bu sorunu halının altına süpüremezsiniz.
Emeklileri birer istatistik değil, bu ülkeyi ayakta tutmuş insanlar olarak görmek zorundasınız.
Aksi hâlde bilinmelidir ki;
bugün sesi kısılmaya çalışılan emekliler, yarın bu düzenin en ağır vicdan muhasebesi olacaktır. Emeklinin ahı, görmezden gelinerek susturulamaz.
Bu ülke emeklisine borçludur.
Ve borç, er ya da geç mutlaka ödenir.