Bir Ülkenin Yası,Bir Çocuğun Umudu...
Ulusal Yas ile 23 Nisan Arasında Sıkışan Vicdan
Bir ülke bazen aynı anda iki yük taşır:
Biri toprağa verdiği evlatlarının ağırlığı,
diğeri hayatta kalan çocuklarının sorumluluğu.
Bugün tam olarak o yerdeyiz.
Son günlerde yaşanan kayıplar sadece aileleri değil, bir milletin ortak vicdanını yaraladı.
Bu acı geçmez; sadece şekil değiştirir.
Ve her büyük kayıp, bir soruyu kaçınılmaz kılar:
Bu acıdan sonra ne değişecek?
Çünkü yas, sadece ağlamak değildir.
Yas, hatırlamaktır.
Yas, hesap sormaktır.
Ve en önemlisi, bir daha aynı acının yaşanmaması için söz vermektir.
Tam da bu ağır atmosferin içinde bir tarih yaklaşır: 23 Nisan.
Bu tarih, sadece bir bayram değildir.
Bu tarih, bir milletin en büyük iddiasıdır:
“Geleceği çocuklara emanet ediyorum” deme cesaretidir.
İşte bu yüzden mesele bir tercih değildir.
Mesele, bir denge meselesidir.
Ulusal yas; başımızı eğdirir.
23 Nisan; başımızı kaldırmamızı ister.
Ulusal yas; kaybettiklerimizi gösterir.
23 Nisan; elimizde kalanların kıymetini hatırlatır.
Ulusal yas; “Ne eksildi?” diye sordurur.
23 Nisan; “Ne için ayakta kalmalıyız?” diye…
Ve asıl yüzleşme tam burada başlar:
Eğer bir ülkede çocuklar güvende değilse,
23 Nisan sadece bir tören olur.
Eğer kayıplardan ders çıkarılmıyorsa,
ulusal yas sadece bir takvim günü olarak kalır.
Gerçek olan şudur:
Bu iki duygu birbirine rakip değil, birbirinin devamıdır.
Bir millet çocuklarını kaybettiğinde yas tutar.
Ama o kayıptan sonra hiçbir şey değişmiyorsa,
orada sadece acı vardır, sorumluluk yoktur.
Oysa 23 Nisan, tam da o sorumluluğun adıdır.
Bu yıl 23 Nisan’ı anlamanın tek bir yolu var:
Onu sadece kutlamak değil, hak etmek.
Çocuklara şiir okumak değil,
onlara güvenli bir hayat sunmak.
Sahneler kurmak değil,
onların hayat sahnesini korumak.
Çünkü gerçek şu:
Bir ülke çocuklarını koruyamıyorsa, bayramları eksiktir.
Bir ülke acısından ders almıyorsa, yasları da eksiktir.
Doğru olan ne sevinci bastırmak, ne de acıyı unutmaktır.
Doğru olan;
acıyla yüzleşip, umudu sorumluluğa dönüştürmektir.
Bugün yapmamız gereken şey çok nettir:
Kaybettiklerimize saygıyla eğilmek,
kalan çocuklar için daha güçlü ayağa kalkmak.
Çünkü mesele artık sadece yas tutmak değil,
bir daha yas tutmamayı başarabilmektir.
Ve belki de en sert gerçek şudur:
Ulusal yas bize neyi kaybettiğimizi hatırlatır…
23 Nisan ise, eğer gerçekten ciddiye alırsak, bir daha neyi kaybetmememiz gerektiğini.