Okunma : 102
Tarih : 21.04.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
Televizyon Artık Masum Bir Eğlence Aracı Değildir....
Masum Değil:
Televizyon!
Akşam oluyor…
Günün yorgunluğu evlerin içine siniyor.
Aileler yerlerini alıyor, ekran açılıyor.
“Bir dizi izleyelim” cümlesi kuruluyor.
Ama artık kimse gerçekten ne izlediğini sorgulamıyor.
Çünkü karşılığı çoğu zaman aynı:
Şiddet.
“Dizi” diye sunulan içeriklerin önemli bir bölümü, mafya ve suç hikâyeleri etrafında şekilleniyor. Ancak bu yapımlar, çoğu zaman şiddetin estetize edilmiş ve normalleştirilmiş versiyonlarından ibaret.
İçerik neredeyse sabit:
Silah var.
Cinayet var.
İnfaz var.
İhanet var.
Ve tüm bunların arasına dikkatle yerleştirilmiş bir unsur daha:
Aşk.
Fakat bu aşk da kendi içinde masum değil.
Şiddetin gölgesinde kurulan, onunla beslenen bir anlatının parçası.
Sevgi, çoğu zaman şiddetle korunuyor.
Sadakat, intikamla ispatlanıyor.
Sonra bu bütünlük “hikâye” adıyla sunuluyor.
Oysa mesele yalnızca hikâye değildir.
Çünkü tekrar eden her içerik, zamanla normalleşir.
Her akşam benzer sahneler…
Benzer çatışmalar…
Benzer güç gösterileri…
Bir noktadan sonra izleyici için olağan hale gelir.
Hatta daha fazlası talep edilmeye başlanır.
Daha serti.
Daha kanlısı.
Daha “gerçekçi” olanı.
İşte kırılma tam olarak burada yaşanır.
Şiddet, kurgu olmaktan çıkar; bir ölçüye, bir referansa dönüşür.
Eğlence niteliği geri çekilir, yerini alışkanlık alır.
Televizyon artık yalnızca anlatan bir araç değildir; aynı zamanda öğreten bir mecra haline gelmiştir.
Bu noktada verilen mesajlar da önem kazanır:
Güçlü olmak için korkutmalısın.
Adalet için intikam almalısın.
Sevmek için sahip olmalısın.
Bu, bir toplum açısından son derece riskli bir dil üretir.
Üstelik televizyon içerikleri yalnızca dizilerle sınırlı değildir.
Bir yanda emek gerektirmeden ünlü olmanın özendirildiği programlar…
Diğer yanda kolay para kazanma fikrini cazip hale getiren yarışmalar…
Verilen mesaj giderek netleşmektedir:
Çalışmak değil görünmek, üretmek değil dikkat çekmek önemlidir.
Bu artık yalnızca bir yayın politikası değil, bir zihniyet meselesidir.
Ve bu zihniyet zamanla toplumsal yapıyı dönüştürür.
Hiç kimse bir sabah uyandığında “değiştik” demez.
Ama süreç yavaş işler; fark edilmeden ilerler.
Tarih, bu tür dönüşümlerin örnekleriyle doludur.
Bir zamanlar Yugoslavya da bir anda çözülmedi.
Önce dil sertleşti.
Sonra toplumsal zihin ayrıştı.
Ardından hayat bölündü.
Süreç yavaş ilerledi, ama sonuç belirleyiciydi.
Bugün benzer bir yavaş alışma hali farklı bir düzlemde yaşanıyor.
Şiddete,
kolaycılığa,
değer aşınmasına…
Ve buna rağmen hâlâ “sadece bir dizi” denilebiliyor.
Oysa mesele bundan daha geniştir.
Televizyon artık masum bir eğlence aracı değildir.
Şiddeti normalleştiren, suçu estetize eden ve değer algısını aşındıran güçlü bir kültürel mecra haline gelmiştir.
Ve izleyici, bu mekanizmanın karşısında her gün biraz daha değişmektedir.
Ekrana bakarken aslında neyi izlediğimizi değil, neye dönüştüğümüzü kaçırıyoruz.