VARLIK BARIŞI: EKONOMİDE KISA VADELİ NEFES, UZUN VADELİ RİSK
“Varlık barışı” adı verilen uygulamalar, ekonomiye döviz kazandıran teknik bir araç gibi anlatılıyor.
Gerçekte ise mesele çok daha nettir:
Bu uygulama, kaynağı belirsiz paranın hiçbir gerçek denetime tabi tutulmadan sisteme sokulmasıdır.
Yani devlet, kendi kurduğu kayıt düzeninin dışına istisna eliyle kapı açmaktadır.
Bu noktadan sonra ortaya çıkan mesaj açıktır:
“Kurala uymak zorunda değilsin; yeter ki doğru zamanda getir.”
Bu, ekonomi yönetimi açısından bir politika değil; kural sisteminin kendi kendini delmesidir.
Sonuç kaçınılmazdır:
Düzenli vergi ödeyen ile kayıt dışı kalan arasındaki fark silinir.
Bu silinme, sadece ekonomik bir eşitsizlik değil, doğrudan adalet duygusunun çözülmesidir.
Bir sistemde adalet duygusu çökerse, vergi uyumu da çöker.
Vergi uyumu çökerse, devletin mali omurgası zayıflar.
Daha kritik olan ise şudur:
Kara para ile temiz sermaye arasındaki sınır artık teknik bir ayrım olmaktan çıkar, fiilen bulanıklaşır.
Denetim zayıfsa bu bulanıklık, finansal sistemin içine sızan kalıcı bir gölge ekonomi üretir.
Uluslararası sermaye bunu çok net okur:
Kuralların istisnaya dönüşebildiği bir ülkede, güven kalıcı değildir.
Kısa vadede döviz girişi sağlanabilir.
Ama uzun vadede ülke şu ikileme sıkışır:
“Para geliyor ama güven kayboluyor.”
Vergi boyutu ise daha da çarpıcıdır.
Bir yanda ücretliden, emekliden, esnaftan en küçük gelir kaleminin bile vergilendirildiği bir yapı;
diğer yanda kaynağı sorgulanmayan büyük sermayenin vergisiz şekilde sisteme alınması…
Bu tablo ekonomik değil, sistemik bir çelişkidir.
Ve bu çelişki büyüdükçe toplumun devlete olan adalet algısı çözülür.
Adalet algısı çözülen bir ekonomide ise yalnızca kayıt dışılık artmaz;
kurallar “uyulması gereken norm” olmaktan çıkar, aşılması gereken engel haline gelir.
Türkiye’nin ihtiyacı bu değildir.
İhtiyaç; geçici para girişleri, istisna rejimleri ve af ekonomisi değil;
kurala bağlılık, öngörülebilirlik ve kurumsal tutarlılıktır.
Aksi halde “varlık barışı” adı verilen her tekrar, sistemi rahatlatmaz;
tam tersine kuralın ağırlığını azaltır, kayıt dışının alanını genişletir ve güveni içeriden aşındırır.
Ve geriye şu gerçek kalır:
Ekonomi büyümüş gibi görünür; ama aslında büyüyen şey sadece istisnaların hacmidir.
Sonuç
Varlık barışı gibi uygulamalar kısa vadede ekonomik rahatlama olarak sunulabilir.
Ama uzun vadede etkisi rakamlarda değil, sistemin kendisinde ortaya çıkar.
Çünkü bir ülkede istisna, kuralın yerine geçmeye başladığında mesele artık ekonomi değildir;
devletin düzen kurma kapasitesi aşınmıştır.
Bugün asıl soru şudur:
Ekonomi gerçekten güçleniyor mu,
yoksa sadece kuralların etrafından dolaşma becerisi mi büyüyor?
Eğer büyüyen şey ikincisiyse, bu bir kalkınma değil;
kurumsal çözülmedir.
Böyle bir tabloda kaybedilen şey döviz değildir, gelir değildir, büyüme değildir.
Kaybedilen şey çok daha temeldir:
kurala olan inanç.
Bu inanç çöktüğünde ekonomi teknik bir alan olmaktan çıkar.
Yerini istisnaların yönettiği, kuralların ise sadece kâğıt üzerinde kaldığı bir düzen alır.
Ve o noktadan sonra hiçbir paket, hiçbir geçici giriş, hiçbir istisna rejimi sistemi ayakta tutamaz.
Çünkü gerçek şudur:
Kuralların değil istisnaların yönettiği bir ekonomide büyüme bir başarı değil, sadece giderek derinleşen kontrol kaybının makyajlanmış halidir.