Uyanış İthal Edilmez.
Uyku Değil…
Teslimiyet!
Artık “Müslüman dünya uyuyor” demek fazla masum bir ifade.
Bu bir uyku hâli değil; açıkça bir teslimiyet, yer yer de gönüllü bir suskunluktur.
Çünkü uyuyan insan, gürültüyle uyanır.
Ama bugün yaşananlara bakın:
Bombalar yağıyor, şehirler yıkılıyor, çocuklar ölüyor…
Ve koca bir coğrafya, birkaç kınama cümlesiyle vicdanını aklamaya çalışıyor.
Bu, uyku değil.
Bu, alışkanlık.
Bu, normalleştirilmiş bir çöküş hâlidir.
Bugün Gazze yanarken, sadece binalar yıkılmıyor;
bir dünyanın vicdanı da enkaz altında kalıyor.
Ama sokaklar dolmuyor, meydanlar taşmıyor, iktidarlar sarsılmıyor.
Çünkü öfke kontrollü.
Tepki sınırlı.
Vicdan ise dozunda tutuluyor.
Suriye yıllardır kanıyor.
Milyonlar yerinden edildi, yüz binler hayatını kaybetti.
Ama bu büyük yıkım, artık sıradan bir haber başlığına indirgenmiş durumda.
Yemen açlıkla, susuzlukla, savaşla boğuşuyor.
Çocuklar göz göre göre ölüyor.
Ama bu trajedi, ne petrol kadar değerli ne de siyaset kadar öncelikli görülüyor.
Peki neden?
Çünkü iktidarlar koltuk derdinde.
Çünkü halklar hayatta kalma derdinde.
Çünkü din, adalet üretmek yerine siyasetin en kullanışlı aracına dönüştürülmüş durumda.
En acı gerçek şu:
Bu coğrafyada zulüm sadece dışarıdan gelmiyor.
İçeride de üretiliyor, içeride de korunuyor.
Bir yanda “ümmet” söylemi yükseliyor,
öte yanda o ümmetin parçaları birbirine yabancılaşıyor.
Bir yanda “kardeşlik” nutukları atılıyor,
öte yanda sınırlar, çıkarlar ve iktidar hesapları her şeyin önüne geçiyor.
Kimse kusura bakmasın:
Bu tabloyu sadece dış güçlerle açıklamak, gerçeği örtmektir.
Asıl sorun içeride.
Asıl sorun çürüme.
Adalet yoksa,
özgürlük yoksa,
hesap soran bir toplum yoksa…
Ne inanç kalır geriye,
ne de o inancın taşıdığı iddia.
Bugün gelinen noktada insanlar artık şuna inanıyor:
“Bir şey değişmez.”
İşte en büyük yenilgi budur.
Toprak kaybı değil, irade kaybı.
Silahlarla değil, zihinlerle kazanılmış bir yenilgi.
Ve bu yüzden mesele artık kırk harami meselesi değil.
İsterseniz kırk olsun, ister kırk bin…
Eğer bir toplum kendi sessizliğine razıysa,
kendi çürümesine göz yumuyorsa,
kendi yöneticilerinden hesap sormuyorsa…
Hiçbir güç gelip onu kurtaramaz.
Çünkü kurtuluş dışarıdan gelmez.
Uyanış ithal edilmez.
Ya içeriden başlar…
Ya da hiç başlamaz.