Hafızadan Çıkmayan 1 Mayıs:
Kanla Yazılan Tarih
“Bazı şehirler vardır; sadece içinde yaşayanları değil, hafızasını da taşır.”
Memleketimin güzel insanları;
Bazı sabahlar vardır; sadece güne değil, tarihe de uyanırsınız.
Bugün de her sabah olduğu gibi güneş doğmadan erkenden deniz kenarına indim. Sabah sporumu yaptım, yürüyüş arkadaşlarımla birlikte sağlıklı yaşamın izinden yürüdüm.
Deniz sakindi, gökyüzü ağır ağır aydınlanıyordu.
Şehir henüz tam uyanmamıştı ama insanın zihni bazen sessizliğin içinde en büyük çığlıkları duyar.
Bu sabah öyle bir sabahtı.
Yürüyüş yaptığım parkta, bir bankın üzerine yazılmış birkaç kelime gözüme çarptı:
“Kanlı 1 Mayıs…
Unutma.
Hatırla.
Anlat…”
İşte o birkaç kelime gözümden kalbime düştü.
Belki orada “özgürlük” yazıyordu…
Belki “emek”…
Belki de sadece tek bir kelime vardı:
“Unutma!”
Ve o anda zaman durdu.
Bir banktan yükselen sessiz bir çağrı, beni tarihin en karanlık, en kirli ve en kanlı sayfalarından birine götürdü:
1 Mayıs 1977’ye…
Taksim Meydanı’na…
Kanlı 1 Mayıs’a…
Taksim’de Karanlığa Açılan Gün
O gün yüzbinlerce emekçi alın terinin hakkını savunmak için meydandaydı. Yaklaşık 500 bin insan; daha fazla özgürlük, daha iyi çalışma koşulları ve insanca bir yaşam talebiyle Taksim’i doldurmuştu.
Ama o meydanda sadece umut yoktu.
Pusu vardı.
Plan vardı.
Provokasyon vardı.
Ve kana bulanmış karanlık bir senaryo vardı.
Saatler ilerlediğinde, meydanı çevreleyen binalardan özellikle Intercontinental Oteli ve Sular İdaresi çevresinden kalabalığın üzerine ateş açıldı.
Kurşunlar sadece bedenlere değil, emeğin sesine sıkıldı.
Silah sesleriyle birlikte büyük bir panik başladı.
İnsanlar kaçıştı.
Kazancı Yokuşu bir anda ölüm koridoruna dönüştü.
İnsanlar ezildi, vuruldu, susturuldu.
Resmî rakamlara göre onlarca insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı.
Ama bir şeyi susturamadılar:
Hafızayı…
Bir Katliamdan Fazlası
Kanlı 1 Mayıs yalnızca bir katliam değildir.
Bu olay, emeğin örgütlü gücüne karşı kurulan korkunun en sert fotoğrafıdır.
Çünkü halk birleştiğinde korkanlar vardır.
İşçi omuz omuza verdiğinde ürkenler vardır.
Emeğin sesi büyüdüğünde panikleyenler vardır.
Ve o gün korkanlar, kurşunla cevap verdiler.
Kanlı 1 Mayıs aynı zamanda Türkiye’de işçi sınıfının mücadelesinin nasıl bastırılmak istendiğinin en acı simgesidir.
Bitmeyen Soru:
Adalet Nerede?
Aradan geçen onca yıla rağmen bu olay tam anlamıyla aydınlatılamamıştır.
Failler karanlıkta kaldı.
Gerçekler sisin içine gömüldü.
Adalet gecikti.
Vicdan susturuldu.
Oysa faili meçhul bırakılan her toplumsal yara, gelecekte açılacak yeni yaraların habercisidir.
Adalet geciktiğinde sadece hukuk değil, toplum da çürür.
Taksim:
Bir Meydandan Fazlası
İşte bu yüzden Taksim sadece bir meydan değildir.
Taksim bir hafızadır.
Bir meydandan fazlasıdır;
bir vicdandır,
bir hesaplaşmadır,
bir semboldür.
Ve belki de bu yüzden yıllardır 1 Mayıs’ın Taksim’de özgürce kutlanması istenmez.
Çünkü orada toplanmak sadece bayram kutlamak değildir.
Orada toplanmak:
“Biz unutmadık” demektir.
Orada bulunmak:
“Biz hâlâ buradayız” demektir.
Orada ses olmak:
“Bu ülkenin hafızası silinemez” demektir.
Hafızayı Susturamazsın
İktidarlar bazen sadece bugünü değil, geçmişi de kontrol etmek ister.
Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar daha kolay yönetilir.
Unutan halk hesap sormaz.
Hatırlamayan nesiller direnemez.
Belki de o bankta gördüğüm yazı bir tesadüf değildi.
Belki de bu ülkenin susturulmuş hafızasının sessiz bir haykırışıydı:
“Hatırla.
Anlat.
Vazgeçme.”
Son Söz:
Taraf Olma Zamanı
Bugün hâlâ emeğin değersizleştirildiği, işçinin yoksullaştırıldığı, gençlerin umutsuz bırakıldığı, emeklilerin yaşam savaşı verdiği bir ülkede; 1 Mayıs sadece geçmişi anmak değildir.
1 Mayıs bugün taraf olmaktır.
Haktan yana mı?
Adaletten yana mı?
Emekten yana mı?
Yoksa suskunluktan yana mı?
Ben tarafımı seçtim:
Emekten yana.
Adaletten yana.
Halktan yana.
Çünkü bazı acılar unutulursa, aynı karanlık yeniden gelir.
Ve bazı meydanlar vardır; sadece taş değil, hafıza taşır.
Taksim onlardan biridir.
Bu yüzden diyorum ki:
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
Ve asla hesap sormaktan vazgeçmeyeceğiz.
Meydanlar sustuğunda karanlık büyür.
Ama insanlar konuştuğunda hiçbir karanlık kalıcı olamaz.
Çünkü tarih;
susanları değil, direnenleri yazar.