Okunma : 313
Tarih : 6.03.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
8 Mart: Kadınlar Eşitlik İçin, Hayat İçin Mücadele Ediyor…
8 Mart: Kadınlar Eşitlik İçin, Hayat İçin Mücadele Ediyor…
8 Mart bir kutlama günü değildir. Bir “çiçek verme” geleneği hiç değildir.
8 Mart, kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı için verdiği mücadelenin tarihsel simgesidir.
Bu mücadelenin kökleri 19. yüzyıla uzanır. 1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınlar eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle direnişe geçti. Bu direniş yalnızca bir işçi eylemi değildi; kadınların görünmez sayılan emeğine, yok sayılan haklarına karşı yükselen güçlü bir itirazdı.
1910 yılında Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart uluslararası mücadele günü olarak kabul edildi. Böylece dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan kadınların ortak mücadelesi ve dayanışması simgesel bir tarih etrafında buluştu.
Birleşmiş Milletler ise 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etti.
Aradan geçen onca yıla rağmen bugün hâlâ şu soruyu sormak zorundayız: Gerçekten ne değişti?
Kadınlar hâlâ eşit işe eşit ücret alamıyor. Kadınlar hâlâ çalışma hayatına katılımda erkeklerle aynı fırsatlara sahip değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri toplumun üzerine kurulduğu görünmez emek düzenidir. Ev işleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı… Toplumun devamını sağlayan bu emek büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklenmiş durumda. Kadınlar günde ortalama dört saatten fazla zamanı bakım emeğine ayırırken erkeklerin ayırdığı süre bunun yalnızca küçük bir kısmı.
Bu eşitsiz iş bölümü kadınların ekonomik bağımsızlığını sınırlıyor, onları sosyal güvence dışında bırakıyor ve kamusal yaşamdan uzaklaştırıyor.
Ancak sorun yalnızca ekonomik eşitsizlik değildir. Kadınlar bugün dünyanın birçok yerinde yalnızca eşitlik için değil, aynı zamanda yaşama hakkı için mücadele etmek zorunda kalıyor.
Her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor. Binlercesi fiziksel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete maruz kalıyor.
Daha da vahimi, bu şiddetin çoğu zaman cezasızlıkla karşılaşmasıdır.
Yetersiz koruma mekanizmaları, caydırıcı politikaların uygulanmaması ve kadın haklarını geri plana iten politik yaklaşımlar sorunu daha da derinleştiriyor.
Oysa kadına yönelik şiddet yalnızca bireysel bir suç değildir.
Şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ataerkil düzenin sonucudur. Kadınları ikinci sınıf gören her söylem, her politika ve her ihmal bu şiddetin zeminini güçlendirir.
Bu nedenle kadınların verdiği mücadele yalnızca bir hak arama mücadelesi değildir.
Bu mücadele aynı zamanda demokrasi, eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadelesidir.
Laik ve demokratik hukuk devleti kadınların eşit yurttaşlık haklarının en temel güvencesidir. Laiklik, kadınların bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dinsel ya da ideolojik tahakküm kurulamayacağının güvencesidir.
Tam da bu nedenle 8 Mart bir kutlama günü değil, bir hatırlatma günüdür.
Eşitliğin kendiliğinden gelmeyeceğini… Hakların mücadele edilmeden kazanılmayacağını… Ve kadınların geri adım atmayacağını hatırlatan bir gün.
Bu açıdan baktığımızda Türkiye’nin tablosu da maalesef iç açıcı değildir.
Kadınların iş gücüne katılım oranı hâlâ düşük. Eşit işe eşit ücret hâlâ kâğıt üzerinde bir ilke. Ev içi bakım yükü hâlâ büyük ölçüde kadınların omuzlarında.
Ve en ağır gerçek…
Kadınlar hâlâ yaşam haklarını savunmak zorunda kalıyor.
Her yıl yüzlerce kadın erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor. Kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve sistematik şiddet artık bu ülkenin en ağır toplumsal sorunlarından biri.
Üstelik çoğu zaman bu şiddet cezasızlıkla, yetersiz koruma mekanizmalarıyla ve duyarsız politik yaklaşımlarla karşılaşıyor.
Bütün bunlar bize acı bir gerçeği hatırlatıyor:
Türkiye’de kadınların mücadelesi hâlâ bitmiş değil.
Çünkü eşitliğin olmadığı yerde özgürlükten söz edilemez. Kadınların güvende olmadığı bir toplumda gerçek demokrasiden söz edilemez.
Bu yüzden 8 Mart yalnızca bir gün değildir.
8 Mart, kadınların “biz buradayız” dediği gündür. Eşitlikten vazgeçmeyeceklerini ilan ettiği gündür. Susmayacaklarını, geri adım atmayacaklarını söylediği gündür.
Ve belki de bu yüzden bugün hâlâ şu cümle yankılanıyor:
Türkiye’de kadının adı hâlâ tam anlamıyla yok.
Ama kadınlar mücadele ettikçe, dayanışma büyüdükçe ve eşitlik talebi daha gür sesle dile getirildikçe o isim de, o haklar da mutlaka kazanılacaktır.
Yaşasın 8 Mart. Yaşasın kadın dayanışması. Yaşasın eşitlik mücadelesi.